23 Eylül 2013 Pazartesi

ÇOK ACIMASIZSIN LA FONTAINE


           Bunca yıldır Ağustos böceği ile Karınca hikayesindeki Karınca'yı görünürde alkışlasam da içten içe kendisine gizli bir gıcıklık duymuşumdur. Hikayeyi oldum olası pek sevmemiş ve fazla didaktik bulmuşumdur hep. Benim gözümde Karınca karakterinin yazılı kağıdını bütün organlarıyla canhıraş korumaya çalışan gıcık sıra arkadaşından hiç bir farkı yoktur. 
         Ağustos Böceği ise ne yapsın garibim yazın saz çalmış, milleti coşturmuş, eğlendirmiş. Hikayedeki Karınca bana göre sosyal çevre edinemeyip , sevimsizliği ile dışlanmış çalışkanlığı ile kabul görmeye çalışan ezik bir karakterdir.  Ağustos Böceği'nin popülerliği ve yeteneğini koca bir yaz boyunca kıskanmış ve negatif enerji göndererek Kosmos çarpsın seni Cırcır böcüğü demiştir. 
           Sonuç, kıskanç Karınca'nın ahı tutmuş ve bizim müzisyen yardım istemeye gitmiş. Aman ne doluymuş kıskanç Karınca. Yok burası hayrat mı?, Haydi başka kapıya gibi lüzumsuz ve kırıcı kelimelerle Ağustos Böceği'ni donmaya mahkum etmiştir.
            Şimdi kağıt bende kalem bende(klavye) Karınca Efendi.
1. Ağustos ayı yılda bir kez gelir. Son sardunyaların, son yazın kokusunu içine çekmeden, hayatı sevdiklerinle paylaşmadıktan sonra evdeki erzağı boş duvarı bakıp yersin anca. 
2. Senden daha popüler ve yetenekli insanlara  gudubetlik yapacağına sponsorluk yapsaydın benim sinirimi bu kadar bozmayacaktın.
3. Kapıya gelen boş gönderilmez düsturuyla büyütülmüş bir nesile böyle alay konusu olursun işte.
4. Bir de bu kadar yemeye içmeye düşme. Maşallah o kadar yemeye tığ gibisin ama dikkat et ileriki yaşlarda çıkmasın sonra.

         İşin esprisi bir yana, çalışkanlığı övme adına bu ve bunun gibi bir sürü mesajlar veriyoruz çocuklarımıza. Sınavlarda en başarılı sen ol, sınıfta en çok sen parmak kaldır, en çok testi sen çöz. Hepimizin ister istemez yaptığı yanlışlar işte bunlar. Çünkü hepimiz bir Karınca'ya muhtaç olma korkusu ile yetiştirildik. Çalışkanlık güzel şey, ama bir yetenek değildir. Yetenek, sosyal olmak, enstrüman çalmak, resim yapmak, hayata karışmaktır. Lütfen hayata çocuklarımızla birlikte karışalım. Hem çalalım hem söyleyelim , hem de öğrenelim. Ve La Fontaine kadar acımasız olmayalım.
          
       

21 Eylül 2013 Cumartesi

ÇALIŞAN ANNENİN SEYİR DEFTERİ

       
          Kendimi bildim bileli hep çalışan bir kadın olmak istedim. Çevremdeki çalışan kadınlara hayranlık duymakla yetinmeyip, 80'lerde Margaret Thatcher'e gizli bir hayranlık duymam da bu yüzdendir. Lider olma ya da siyaset merakımdan değildi bu hayranlık. Bir mesleğim olsun yeterdi benim için.  Mesleklerle ilgili her çocuk gibi benim de gel-gitlerim oldu elbette. Sırasıyla terzi, kuaför, yazar, gazeteci, arkeolog ve tarihçi olma gibi hedefler koydum kendime. Derken ÖSYM'den payıma düşen  Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik oldu. Fena da olmadı hani.
           Sadece çalışan bir kadın değil, çalışan bir anne olmaktı asıl hedefim. Ben işten gelecektim, çocuklarım da okuldan. Akşam yemeklerini huzur ve neşe içerisinde geçirecektik.  Ama ben tüm bunları minnak aklımla kurgularken bazı detayları atlamışım ne yazık ki. Çalışan annelerin vicdanında her daim paslı bir çiviyle gezdiklerini nereden bilecektim. Sabahları sırf ben işime yetişeyim diye çocuklarımı sıcak yataklarından ve evlerinden söke söke almam gerektiğini bilsem yine çalışan anne figürümde bu kadar diretir miydim? Bilmiyorum.
            Çocuklu hayatımın 9. senesindeyim. Elbette şu an yaşadığım durumdan çok daha zorlarıyla da karşılaştım. Ama bu hafta yaşadığım kalp sızısı, hiç birine benzemiyordu. Bu yüzdendir uzun zamandır yazamamam. Kelimelerin boğazıma takılı kalmasından kuytulara saklanmam.
              Okula uyum sürecinde Küçük Prens Ege, bana hiç bir sıkıntı yaratmamıştı. İşler yolunda görünüyordu. Ama bu sene ben okulda sabahçı, Ege öğleci olunca işler biraz karıştı. Sabahları etüte abisiyle bir kaç gün sorunsuz gitti. Ama sabahın 7'sinde kalkmak ve evi bu kadar erken terk etmek belli ki onun canı epey sıkıyordu. Tam apartman kapısının önündeyken başladı 'Ben eve gitmek istiyorum' nidalarına. 'Okula gitmek istemiyorum, evde kalmak istiyorum, Anne lütfen' diyen bir çocuğa hayat denen saçmalığı, kuralları nasıl anlatırsınız. O göz yaşlarıyla ağlıyordu, ben kalp yaşlarıyla. Babası ve abisiyle etüte kadar götürdük. Allah'tan orayı seviyor ve alışkın. Kapıda biraz sakinleşti. Aksi takdirde o gün işe gitmemeyi göze almıştı. Derken, öğretmenlerle görüşüldü. Ege ikna edildi...

               Çalışan annenin seyir defteri bu hafta ve yorgun ve üzgün geçti. Kayıtlara geçsin lütfen. Ama her şeye rağmen. Çocuklarımla akşam yemeğinde aynı sofranın etrafında oturuyoruz. Çocukluk hayallerimdeki gibi  hoş sohbetler edemiyor ve bol miktarda didişiyoruz hatta. Ama yine de annelerin kalbi her zaman yavrularının yanında atarmış. Eminim, hem de çok eminim.


9 Eylül 2013 Pazartesi

Son Sardunyalar



                     Minik bahçemde sardunyalarımın ve saz arkadaşlarının bu seneye ait son güzel pozlarını yakalamak istedim.  Küçük şeylerle mutlu olmak günümüz dünyasında saçmalık mıdır bilmem. Ben yeni aldığım bir kalemle ya da balkonuma konan tatlı bir kumruyla gayet mutlu olabilen bir kadınım.
                      İşte ben böyleyim. Küçük şeyler bende büyük mutluluklar yaratır. Dost selamı, şen bir kahkaha, kahve kokusu, çikolatalı pudingin son kaşığı...
                        Sen istedikten sonra mutluluk listen bitmez. Güzel düşün, güzel yaşa yeter:)



Eee, son sardunyalar demişken...



7 Eylül 2013 Cumartesi

SÜNGER BOB AĞLATTIN YA SEN BENİ


                  Uzun zaman sonra beklenen an geldi çattı. Ege, pazartesi günü okula başlıyor. 2,5 yaşından bu yana her sabah okula giden oğlum ve benim için 1. sınıf da neymiş canım diyordum. Tabii ki yanılıyordum. 1.sınıfta sorumluluklar, beklentiler daha farklı olacaktır.  Bir de dipsiz bucaksız eğitim sisteminin paslı çarklarına bir minik canı emanet edecektim. Ama bu süreci de mutlulukla atlatacağımıza inanıyorum. Dikkat ederseniz başarıyla atlatacağız demiyorum. Mutlulukla okusun çocuklarım istiyorum. Sınıflarının en başarılı değil en mutlu öğrencileri olmaları benim tek dileğim. Onlar mutlu olmadıktan sonra başarının canı cehenneme.
             Neyse toparlanıyorum. Bugün Ege'nin okul alışverişini yaptık. Tabii alışveriş boyunca bana karnımdaki kelebekler de eşlik etti. Ege, İlk başlarda gönülsüzdü. Ne çanta ne de başka bir şey almak istiyordu. Çanta olmayınca okul da olmaz diye düşünüyordu anladığım kadarıyla. Alışverişte, Ege önde ben arkada, elimde bir çanta. 100 metrelik engelli koşudan sonra ikna kabiliyetim sayesinde çocuk yıldı benden. Yelkenleri suya indirdi. # Kural1-Asla pes etme.



            En zor kısım çantaydı ve sıra içini doldurmaya gelmişti. İşin geri kalanını Orhun abisiyle birlikte hallettiler. Tabii en önem verdiğim kısım kalem seçiminde hemen müdahale ettim. Kahraman figürlü kalemlerden kesinlikle önermem. Sürekli kırılıyor ve kurşunları da yeterince kaliteli değil. Faber-Castell'den asla şaşmayın derim. Boya kalemlerinin de aynı marka ve yuvarlak formda olmasına yine dikkat ettim. Tabii bol yedekli bir alışveriş oldu bizim için . Yedek silgiler, kalem traşlar, defterler. Keşke zamanı da yedekleyebilsek. Kaybettiğimiz zamanları bulmanın bir yolu olsa....
            İlk başta Ege'nin yaptığı nazı saymazsak her şey yolunda gidiyordu. Kasaya gelip, ürünlerin barkodları okunurken beni aldı bir haller. Sünger Bob silgisi gözüme ilişti. Sonra düşündüm. Bu silgi kaç kere kalem kutusunun içinde bulunamayacak, kaç kere yere düşecek, kaç kere kaybedilecek, kaç kere bulunacak, kaç kere 'Orhun silgimi aldı , vermiyor' denilecek... Derken karnımdaki kelebekler önce boğazıma ulaştı, kocaman bir  yumruk oldu. Sonra yukarıya doğru ilerleyip  göz pınarlarıma ulaştı. İşte orada milyonlarca kelebek kanat çırptı. Gözümdeki yaşları çaktırmadan silerken , güneş gözlüklerimi geçirdim hemen gözüme. Heyecan, endişe, korku, gurur, mutluluk. Ne saçma bir durumdur 1. sınıf annesi olmak. 
          Orhun iki sene önce birinci sınıfa başladığında okul kıyafetlerini alırken yaşamıştım bu durumu. İki lafı bir araya getirip , birinci sınıf okul forması almak istiyorum diyememiştim.
          Ne yapsam, yogaya mı başlasam???
          

Kentsel Dönüşüm Kredisini Kimler Alabilir


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kuruluşlar tarafından hazırlanmış deprem risk raporu Bakanlık tarafından onaylandıktan ve bina sakinleri olarak ortak bir karara varıldıktan sonra kentsel dönüşüm kredisi için başvuru yapılabilir. Mülk sahipleri kentsel dönüşüm kredisi alabilme hakkına sahiptirler. Mülk sahipleri dışında en az bir yıl binada kiracı olduklarını belgelerle kanıtlayan kiracılar da kentsel dönüşüm kira yardımından yararlanabilirler. Kentsel dönüşüm kredisi ya da kira yardımından sadece biri seçilip kullanılabilir.
Kentsel dönüşüm kredisi alan kişiler anlaşmalı bankalardan çok düşük bir faizle kredilerini çekebilirler.  Kentsel dönüşüm kredisi evin metre karesine göre hesap edilmekte. Bu kredinin de belli bir sınırı bulunmaktadır. Daire başına maksimum olarak 100.000 TL kadar kredi kullananılabilmekte. Bu değeri aşan bedeller olması dâhilinde bile bu kredi miktarı kullanılır. Bir binada bir hak sahibine ise en fazla 500.000 TL kredi verilmektedir.
Kira Yardımları Geri Ödemeli midir?
Bakanlık tarafından onaylanan kentsel dönüşüm kira yardımı için Bakanlık İl Müdürlüğüne başvurulur. Kentsel dönüşüm kira yardımı ve kredisinden sadece bir tanesi kullanılabilmektedir. Kira yardımı on sekiz ay için verilmekte olup aylık 600 tl ile sınırlıdır. Kira yardımında devlete herhangi bir geri ödeme söz konusu değildir.


5 Eylül 2013 Perşembe

KISA VE SARI LÜTFEN

         
          Bade İşçil'in (Süalp) kısacık kestirdiği saçları magazin dünyasının en çok tıklanan haberlerinden biri olmuştu. Kimisi yerden yere vurdu Bade'yi kimisi benim gibi çok beğendi. Tabii bebek gibi bir yüze sahip olan Bade'ye ne yapsa yakışır zaten. Ama ben daha çok kısa ve sarı saç delisi bir kadın olarak çok beğendim.
Bu arada Bade İşçil'in size bir sürprizi var. Facebook ve Instagram bağlantınla kolayca katılabileceğin etkinliğin detayları  işte burada

       Zaman zaman zor bela uzattığım saçlarımı ani bir kararla kimseciklere söylemeden gidip kısacık kestirdiğim doğrudur efendim. Önceden birilerine söylersem caydırılma ihtimalim çok kuvvetlidir de o yüzden. Sarı ve kısa saç iyidir. Renginden dolayı sizi oğlan çocuğu gibi göstermez. Hele şık bir abiyeye bile kısa , sarı saçlarınızla topuzdan daha güçlü bir etki katabilirsiniz. Tişört ayrı güzeldir, elbise ayrı güzeldir kısa sarı saçla.
      Benim kısa saç sevdam Twiggy'den başlar aslında. Küçüklüğümden bu yana bulduğum her yerde resimlerini arşivler, büyüyünce ben de bu saçtan yaptıracağım diye hayaller kurardım. Twiggy kadar güzel ve meşhur olamasam da kısa-sarı saçtan bolca nasibi aldım diyebilirim.


                  Kısa-sarı saç öyle bir tarzdır ki her yaşa ayrı yakışır. Ve bu modeli kullanan kadınların sanki yaşı yoktur. Hepsi kendini 25'te sabitlemiştir. Bakınız Sharon Stone. Tabii iş kuaförden gitmekle bitmiyor. Sade ama çarpıcı bir makyaj, doğru aksesuarlar, falan filan derken bir sürü ayrıntıya da dikkat etmek etmek gerekir. Yani bu saç modeli işinizi kolaylaştırmaz, zorlaştırır. Verilen emeğe değer mi?Kesinlikle.



             Ama sarı-kısa saçın kraliçesi diyebileceğimiz isim kimse kusura bakmasın; Charlize Theron'dur. İtirazı olan sanırım yoktur. Zaten aksi takdirde Allah çarpar. İşte kısa ve sarı saçtan kastettiğim aynen budur. Renk, model mükemmel olduğu gibi doğal ve şık görünüm bu güzellikte ancak böyle sağlanabilir. 



          Bir de şaptı şeker oldu grubu olan ünlülerimiz var. Evlerden uzak, mümkünse onlar topuklarına kadar uzatsın. Makas kelimesini sözlüklerinden çıkarsınlar. Bakınız Beyonce. Peruklarının şöhreti evrenler arası konu olmuş güzeller güzeli Beyonce'yi küçük besleme halinde görmek içimi acıttı ne yalan söyleyeyim. 

           Miley Cyrus  hakkında söylenebilecek tek bir atasözü var. Deveye sormuşlar neden boynun eğri, nerem doğru ki demiş. Bu yüzden bu lüzumsuz hakkında ben de fazla konuşmayayım.

         Anne Hathaway. Evlere şenlik kızımız var. Allah'tan sarı kısa saçları geçmişte bir utanç sayfası olarak kaldı. Papatya suyu mu oksijenli su mu kullanmış anlayamadım bu renk için. Demek neymiş, Hollywood starı da olsan kuaförün sana her an kazık atabilirmiş.








     

3 Eylül 2013 Salı

Sen Tarzını Paylaş, Veet Gardrobunu Yenilesin!


Hissettiği Gibi Giyinerek Tarzını Paylaşanlar, Veet'ten 500 TL veya 50 TL'lik Alışveriş Yapma Hakkı Kazanıyor

Kadınların giyim kararlarında öncelikle pürüzsüz bir cilde sahip olmanın ne kadar etkili olduğunu keşfeden Veet, 'Hissettiğin Gibi Giyin' sloganıyla yeni bir kampanyaya başladı. Kampanya kapsamında Veet kadınlarının Instagram veya Facebook'taki fotograflarıyla katılabilecekleri bir stil yarışması hayata geçiriliyor.

Kişilerin hissettikleri gibi giyinerek oluşturdukları günlük tarzlarını paylaşarak katılacakları yarışmada kazananlar gardroplarını yenilemek üzere alışveriş kuponları kazanyor. Veet'in yeni reklam yüzü Bade İşcil Süalp'in jüriliğini yapacağı yarışmada, Bade'nin seçeceği bir kişi her hafta 500 TL'lik alışveriş yapma hakkı kazanırken, en çok oy alan 10 kişi de 50 TL'lik alışveriş kuponu kazanıyor.

Kullanıcılar yarışmaya katılmak için hissettikleri gibi giyindikleri fotoğraflarını http://veetilehissettigingibigiyin.com/ adresinden bağlanarak veya www.facebook.com/veetturkiye'de yer alan uygulamaya girerek gönderecekler. Instagram'la yarışmaya katılmak için Instagram'a yüklediğiniz fotograflarda #hissettigingibigiyin hashtagini kullanmak gerekiyor. Kullanıcılar, Facebook albümlerinden  seçtiğiniz bir fotograf veya Instagram'daki hashtagli fotograflarını uygulamaya yükledikten sonra katılım formunu eksiksiz doldurarak ödül kazanma hakkı elde edecekler.

Her hafta yüklenen fotoğraflar arasından Bade İşçil'in seçeceği 1 kişiye 500 TL'lik alışveriş yapma hakkı hediye edilecek. Bunun yanı sıra her hafta fotoğrafları en çok oy alan 10 kişi 50 TL'lik alışveriş yapma hakkı ve yarışmada en çok oy veren 10 kişi Veet Hediye Sepeti kazanacaktır.

Bade İşçil Süalp'in reklam yüzü olduğu Veet, bu yarışma ile birlikte hem takipçileriyle aktif bir diyalog kuracak hem de hediyeleri ile onları mutlu edecek. http://veetilehissettigingibigiyin.com/ 'dan veya www.facebook.com/veetturkiye adresinden ulaşılabilecek yarışma 20 Ağustos 2013 tarihinde başlayıp 24 Eylül 2013 tarihinde sona erecektir.
Bir bumads advertorial içeriğidir.

2 Eylül 2013 Pazartesi

Bir Annenin Hastalıkla Mücadele Timi



          Mevsim, yazdan kışa doğru ilerlerken anne milletini de gizli ve garip bir telaş sarar. Kış demek, hastalıkla mücadele timi oluşturmak demektir çünkü. Bu timin lideri elbette anne olup, her sene ekip arkadaşlarını özenle seçmek zorundadır. Geçen senelerdeki performanslarına göre görev dağılımları gözden geçirilir. Yeni virütik, astmatik , alerjik saldırılara karşı yani savunma kalkanları oluşturmak zorundadır. 


        Dünyayı Kurtaran Kadın adında bir film çeksem herhalde böyle bir tanıtım yapardım. Biraz korku ve savaş tadı tadında bir yazı gibi görünse de bu kış için ciddi ciddi savunma kalkanlarımı oluşturup, listelemeye karar verdim. Ben bir doktor, beslenme uzmanı değilim. Sadece 8 yıllık 1+1 anneyim. Tabii çevremdeki insanların gözlemleri ve kendi tecrübelerimden yola çıkarak Hastalık Savunma Ve Mücadele Timi'mi sizlere takdim etmek istedim. 

        1. Ceviz: En güvendiğim elemanımdır. Cevizin her gün yeni bir faydası bilim dünyasınca keşfediliyor. Antioksidan özelliği ve içinde bulundurduğu magnezyum, bakır sayesinde ev halkını korumada bir numarayı hak eder. Bakır dendiğinde akan sular durur. Vücutta bakır eksikliğinde kansızlık görülüp, bağışıklı sistemi zayıflar.Çinko ve fosfor da barındıran ceviz, bu yapı taşları sayesinde bağışıklık sistemini güçlü tutmayı başarıyor. Hele barındırdığı o Omega-3 yok mu. Beyin için yardımcı Omega 3 konsantrasyonu sağlamada yardımcı olurken hamilelikten itibaren tüketilmesi uzmanlarca öneriliyor. Benim çocuklar sabah kahvaltısında 2-3 ceviz yediklerinde dünyalar benim oluyor bu yüzden.



      2. Pekmez: Pekmezin faydaları büyüklerimiz tarafından da defalarca test edilip onaylanmıştır. 100 gr. pekmezde 400 mg. kalsiyum, 10 mg. da demir bulunduğunu göz önüne alırsak sabahları bir kaşık pekmez yedirmeden çocukları okula göndermeyiz tabii ki. Kemik gelişimi için yardımcı olurken ,demir eksikliği ile mücadelenin eşsiz elemanıdır pekmez. Ama süt ürünleri ile değil, meyve suları ile tüketmeye de dikkat etmek gerek bu arada.

      3. Tahin: Susamın ezilmesiyle elde edilen tahin yaraları kapama ve hücre yenileme özelliğine sahip. Pekmezin en iyi arkadaşı. Tahin ve pekmez birlikte tüketildiğinde ise vücuda gerekli olan kaliteli proteini sağlıyor. Ayrıca vücuda alınan ağır metallerin, radrasyonun ve bazı ileçlerın yarattığı toksinlere karşı koruma sağlıyor. Tahinin emziren annelerin sütünü de arttırıyor.

      4. Fındık: En iyi E vitamini kaynağıdır. Hastalıklara karşı savunma kalkanını fındık sayesinde sağlıyoruz. Kas dokusunun çalışması için gerekli olan potasyumdan da zengin olan fındık tam bir Karadeniz altınıdır. Kalsiyum açısından zengin oluşu kemik ve diş gelişiminde yardımcıdır.



        5. Bal: Antioksidan etkili bal tarihin eski ilaçlarındandır. Mikrop öldürücü olarak da bilinen balı kullanırken dozunu iyi ayarlamak gerekir. Güçlü bir enerji kaynağı olan bal aynı zamanda iştah açıcıdır. Evde bir iki hapşırık duyduğumda yaptığım ilk iş ballı limonlu ılık su yapmaktır.  Plasebo etkisinden midir, bilinmez ertesi güne genellikle daha bir dinç kalkar benim oğlanlar.
          
        Elbette çocuklar hastalanmadan, düşmeden, ağlamadan büyümez. Ama tüm anneler gibi benim de amacım hastalıklarını en hafif düzeyde atlatmalarına yardımcı olmak. Bilge annelik yolunda ilerleyen tüm annelere haklı mücadelelerinde kolaylıklar diliyorum.
          Sizlerin de bu yazıya eklemek istediği koruyucu timinizin olmazsa olmazları varsa yorumlarınızı bekliyorum. Birlikten sağlık doğurmak için sen ne önerirsin??