13 Temmuz 2018 Cuma

Gölgedeki Yıldızlar


       Hepimiz farklıyız. Tıpkı parmak izlerimiz gibi tekiz. Farklı güçlerle, yeteneklerle kaplıyız. Her insan hayata farklı bir renk çalıyor.Başlangıçta bu renkli tabloya bakmak muhteşem olsa da detaylara indikçe kimi renklerin daha zor fark edildiğini ya da baskın renklerin gölgesinde kaldığını görürüz. Eğitim hayatına atılan çocuk, hangi renk skalasında olduğunu birinci sınıftan itibaren fark eder. Kimi çocuklar daha çok onay alırken kimi çocuklar onay yerine uyarı alır. Bazı çocukların yazısı düzgünken bazı çocuklarınki ters yöne bakıp adeta defterde dans eder. Dislektik çocuklardır bu renklerden bazılarının adı.

           Disleksi, bir hastalık değil. Nörolojik kaynaklı özgül öğrenme güçlüğü olarak tanımlanıyor. Normal veya normal üstü zekaya sahip dislektik bireyler özel eğitim, aile ve öğretmen desteği ile yaratıcılıklarını keşfedebilir, yeteneklerine uygun mesleklerde yer alabilir. Disleksi tanısı almış çocuklarla okulda ya da sosyal hayatta sıklıkla karşılaşıyorum. Öğretmen ve ailelere çocukların yapamadıklarının değil, yapabildiklerinden ön plana çıkartmalarını öneriyorum. Ancak, kimi zaman okulda başarı sadece iyi not almak, takdir-teşekkür belgesi ile çocuğu taçlandırmak olarak algılanıyor. Halbuki disleksi tanısına sahip onlarca sanatçı, bilim insanı, yazar var. Dr. Bahar Eriş'in Gölgedeki Yıldızlar kitabı tam bu noktada yardıma koşuyor.Yazar,  Dislektik olup, okulda başarısızlıkla başlayan hayatlarına dünyanın en başarılı insanlar listesine yazdırmayı başaran isimlerin hikayelerini okuyucuyla paylaşıyor. Her insanın içinde mutlaka bir yetenek barındırdığını "Her Çocuk Üstün Yeteneklidir" kitabında da paylaşan Bahar  Eriş , yine bu düşünceye vurgu yapıyor. Disleksi konusunda altın bir rehber diye de kitabı tanımlayabiliriz.
     

             Beynin sağ lobu dislektiklerde baskın. Bu yüzden yaratıcı düşünceye sahip, sanata yatkın, büyük resmi görebilen bireyler olması da olumlu yanlarından. Bahar Eriş kitabında  dislektik çocukların yaşadıkları zorlukları nasıl avantaja çevirebildiklerini okurla paylaşıyor.  En etkilendiğim kısımlardan birinde ise şöyle bahsediyor;
      " Peçeteye burnunu silen aslan,tabletinin tuşuna basıp açabilen dahi ilan ediliyor. Bu şekilde yetişen çouklar okul sonrası hayatta hüsran yaşayabiliyor,çünkü gerçek özgüven insanın ancak bileğinin hakkıyla kazanabileceği bir ruhsal rütbe. İnsanın yapabildiklerini ve yapamadıklarını sağlıklı ve gerçekçi bir biçimde değerlendirmesinin bir sonucu. 
       İşte dislektik çocuklar büyürken içi boş övgülere maruz kalmadığı için altı boş bir özgüvenden de korunuyorlar. Bilakis bazı zorluklarla mücadele etmek ve sonunda onları aşmak, onları uzun vadede sağlam bir karakter kazandırabiliyor." 

            Yazar "Gölgedeki Yıldızlar" kitabında başarı öykülerine de yer vermiş. Pablo Picasso, Albert Einstein,Agatha Christie, Steven Spielberg, John Lenon, Richard Branson, Andersen, Jules Vernes, Ingvar Kamprad (IKEA'nın kurucusu),Ebru Cündübeyoğlu, Jamie Oliver,  Magic Johnson sadece bir kısmı. Kitapta çocukluktan bu günlere nasıl ilerlediklerini okumak bana oldukça umut verdi. Diğer dislektik çocuklar neden hayallerine kavuşamasın? En büyük ihtiyaçları kabul görmek ve desteklenmek. Aile ve öğretmenlerin desteğine ihtiyaç duyan dislektik çocukları desteklemek biz büyüklere düşen en büyük görev. Aileler genellikle ders notlarının düşük olmasından dolayı çocuklarından şikayetçiler. Basketbol oynarken birbiri ardına attığı sayılar da başarıdır halbuki. Ayrıca aileye yol haritasını çizmesine yardımcı olur. Öğretmenler öğrencilerine inandıkları mesajını verirse sihirli değnek etkisini o zaman görebilirsiniz. Etiketlemeyi çok seviyoruz, ancak kendimizi yere göğe koyamıyoruz. Özel eğitim gereksinimi olsun veya olmasın bir çocuğa "Senden birşey olmaz" demek verilecek en ağır cezadır. Empati kurmak, asıl mesele bu aslında.

              Sadece disleksi tanısına sahip olan çocukların aileleri değil, tüm ebeveynler ve eğitimciler tarafından okunması gereken,  kütüphanenin baş köşesinde olması gereken bir kitap "Gölgedeki Yıldızlar".

            Steve Jobs'ın Farklı Düşün sloganlı reklam filminde yer alan 17 kişiden 11'i dislektik.

Sevgiyle ve umutla.
Görsel kaynak: https://pin.it/e6bx6ehiv53cci

17 Mart 2018 Cumartesi

BAHAR ŞİİRİ

        Orhan Veli'ye eve ekmekle tuz götürmeyi unutturan, evkaftaki memuriyetinden istifa ettiren, Ataol Behramoğlu'nu "Bir kuşu dilinden hiç öpmedim. Belki bir gün öpebilirim" diye düşündürten, Turgut Uyar'ı  avuçlarında iki tel kumral saçı hayal ettiren bahar tüm neşesiyle, hınzırlığıyla vardı geldi kapımıza. Kafamı ne yana çevirsem kışın beklemekten sıkılmış çiçekler ve minik minik yapraklarla karşılaşıyorum. Kumrular geçiyor sonra yanımdan ürkek adımlarıyla. 



              Baharın bana göre en güzel habercisi ise, masmavi gökyüzünün koynundaki dingin denizdir. Saatlerce denizin kıyısında oturup mavilikleri izlerken, içinde kaybolabilirim. Gerçi epey ılıman geçirilen kıştan sonra bahar pek sıcaklık farkı yaratmadı ama yine de cemreler düşmeden tabiat ana uykusundan uyanmıyor. Gerçi daha önümüzde Hıdrellez var. Ondan sonra gelsin tiril tiril giyinip kuşanmalar, uçurtmalar, kirazlar...

 

            Bahar demek şiir demek bir yandan. İnsanı maviliklerle yeşillikler arasında hayallere uçuran bu havalarda şair olası geliyor insanın. Derken bir his dürtüyor sonradan beni. Yeni lise geçiş sistemi, sınavlar, faturalar, telaşlar, alerji atakları aklıma geliyor.  Bu bahar üstesinden gelinecek problemeler listem bir film fragmanı şeklinde zihnimde canlanıyor. Ben blogumda düz yazı ile mutluyum, şairlik benim neyime canım. 


10 Mart 2018 Cumartesi

NE ÇİÇEĞİM NE PRENSES

            Kadınlar ve erkekler. Altı üstü insanlar aleminin iki cinsiyiz. Ama gel zaman git zaman kadın kendini sürekli ispat etmek zorunda olan,daha da fenası kendini korumak zorunda olan taraf haline geldi. Erkeğin kas gücü, toplumsal öğretiler, bastırılmış duygular erkeği kadının üzerinde baskı kurmaya yöneltti. Bu baskının sonucu 2018 Şubat ayında 47 KADIN öldürüldü.

             Önüne gelen kendini memleketimde din alimi ilan ediyor,  İlan eder etmez de kadınlar, çocuklar, ketçap, yastık, yorgan hakkında buyruklarda bulunuyor. Toplumda tartışmaya yol açan bu beyanlar ne yazık ki empati yeteneğinden yoksun canilerin şiddet duygularını körüklüyor. Şiddetin arttığı ilişkilerde tecavüz ve cinayetler de kaçınılmaz oluyor ne yazık ki. Kadınlar ve çocuklar toplumun en fazla şiddete uğrayan kesimi. Diziler, filmler, abuk subuk beyanlar, kedicikli din bezirganları, kendini alim sanan cahiller, şiddeti  ve ayrımcılığı körüklüyor da körüklüyor.

           Bir şeyler yapmalı. Evet bir şeyler yapmalı. Ama ne yapmalı diye tartışırken onca hayat, satır arasında bir istatistiki bilgiye dönüşüyor . İşin esası toplumun ruh sağlığının komple bozulmasında. İster sosyal medyayı suçlayın, ister televizyonları. İsterseniz  dış mihrakların oyunu deyin. Belki de hatayı burada yapıyoruz. Kendimizi hiç suçlamıyoruz. Alışmışız başkalarını suçlamaya. Ruh sağlığı uzmanlarını dinlemek yerine ünlülerin kavgalarını dinliyoruz. Evde iki satır kitap okumak varken  cinayetlerin pazarlandığı programları tercih ediyoruz. Kendi derdimizi unutmak için başkalarının dertlerini dilimize doluyoruz. Akşam hep birlikte muhabbet etmek varken kafalarımızı akıllı telefonlara gömüyoruz. Neticede artık ne konuşmayı biliyoruz ne de dinlemeyi. Daha fenası hissetmeyi bilmiyoruz artık. Şarj aletlerine takılı yaşamayı iletişim becerilerimizi geliştirmeye tercih ediyoruz.  Daha saymayayım isterseniz.

              Şiddet çok ciddi bir sorundur. Kadına, erkeğe, çocuğa ya da hayvana yapılan şiddet en ağır biçimde cezalandırılmalıdır. Koruyucu tedbirlerin başındaysa ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması geliyor. Şiddetin çözüm olmadığı, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu küçük yaşlardan itibaren çocuklara anne babaları tarafından aktarılmalı. Tabii önce örnek olarak.

                Birlikte yaşıyorsak, birbirimizden sorumluyuz. Şiddete, zorbalığa göz yummayalım. Kadınlar ne çiçek, ne prenses olmak istiyor. Erkekler vicdanını yitirmesin istiyorlar sadece.

NOT: Kadına şiddeti protesto etmek amacıyla sosyal medya figürlerinin yüzünü gözünü mora boyayıp durumun ciddiyetini sulandırmalarını, gündeme gelmek için kadın evde otursun çocuk baksın tartışmalarını kendimce kınıyorum. Çiçek gibi bir gelecek umuduyla bu kır çiçeklerini sizlerle paylaşıyorum.



31 Ocak 2018 Çarşamba

Böyle Mi Olacaktı? Tarihte İz Bırakan 13 Ayrılık



        Böyle mi olacaktı? Tarihte İz Bırakan 13 Ayrılık kitabına Sevgili Semi'nin Mutlu Eller blogundaki çekilişte ilk olarak rastladım. Evrene afilli bir niyet attım ve şanslı kişi ben oldum şükür. Semi'nin el emeği güzelim çantası ve bu harika kitap yeni yılın ilk sürprizi oldu bana.  Beni bu güzel hediyelerle buluşturan Semi'ye kocaman sevgiler :)


         Karmakarışık gündemden, tempolu ve zalim hayattan uzaklaştıran bu kitap sayesinde hem ruhum dinlendi hem de neler öğrendim neleeer. Tarihi çok severim, itiraf edeyim tarihi magazini çok çok severim. Geçmişte yazarların, kralların, kraliçelerin, ressamların kalp sızısı ne fenaymış öyle. 

             Ayrılırken elinden geleni ardına koymamak adettendir, ama  Anne Boleyn'in idam sehpasına uzanan yolculuğu 8. Henry'den nefret ettiriyor haliyle. İmparator Nero'nun tek deliliğinin sadece Roma'yı yakmak olmadığını zavallı Poppaea'ya daha doğrusu çevresindeki herkese neler çektirdiğine de bu kitapta şahit oldum. 

              Okuduğum 13 ayrılık hikayesinde beni en çok etkileyen ise Oscar Wilde oldu. Hani Reading Zindanı Baladında diyor ya;
Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

........
Bu sözleri yazacak kadar çok sevmiş ama ne yazık ki o da bir zalime gönlünü düşürmüş. Muhteşem eserler bırakmasına vesile olsa da bu acılar, arkasında kocaman bir hüzün bırakmış. 
        Üzme kendini bu kadar Oscar deyip, bol köpüklü bir türk kahvesi yapıp, sonra fal kapatıp, bak sana kısmet görünüyor diye gönlünü alasım geldi. 

         En şaşırıp kaldığım ise bir Hollywood skandalı olan Elizabeth Taylor, Debbi Reynolds ve Eddie Fisher oldu. Menekşe gözlü Liz de az değilmiş hani. 

           Böyle Mi Olacaktı? kitabında yazar Jennifer Wright sadece tarihteki ayrılık hikayelerini aktarmıyor. Eğlenceli bir üslupla, sanki eski bir arkadaşınızla pijama partisi yapıp, gıybet yapıyormuşcasına hissettiriyor. Samimi ve yerinde tespitleriyle yazar gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemiyor. 

         Kitabı okurken aklımın bir köşesinde Atilla İlhan fısıldadı durdu. Ayrılık da sevdaya dahil deyip durdu.

Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili

.....


25 Aralık 2017 Pazartesi

Siber Zorbalık

             Sosyal medya kanalları el kadar telefonun içine sığdı sığalı zorbalık da hayatımızın baş köşesine kuruldu. Çocuk ya da yetişkin olması fark etmeden internete bağlı olduğumuz her anda siber zorbaları da hayatımıza buyur etmiş olduk. Yapılan paylaşımlar gün geçtikçe daha da artıyor. Çünkü akıllı telefonların kullanımı kolaylaşıp, daha ulaşılabilir hale geliyor. Ama bu güç ne yazık ki kendini bastırılmış kelimelerin haykırması şeklinde gösteriyor.

            Paylaşımların altına yapılan yorumların kişillik haklarına saldırı şeklinde olmasına ne yazık ki daha sık rastlıyoruz. İnternetin ulaştığı her insan zorbalık tehdidi altında.  Siber zorbalık, küçük düşürücü, tehdit edici, hakaret edici ve dışlayıcı mesajlar ve paylaşımlarla kendini gösteriyor. Özellikle gençler ve çocuklar siber zorbalığa maruz kalıyor. Bu durumu daha zorlu kılan ise zorbaların da çocuk ve gençler olması.

               İnternet artık üçüncü bir ebeveyn. Çocukla ilgileniyor, merakını gideriyor, güçlü hissettiriyor ve onu mutlu ediyor. Ebeveynler için de bulunmaz bir nimet haliyle. Çocuk, sağı solu karıştırmıyor, evi dağıtmıyor, eskisi kadar çok soru sormuyor, ilgi beklemiyor. Evde herkes mutlu görünüyor. Ama sabun köpüğü bir mutluluk. Aileler internet kullanımını denetimsiz kıldıkça , siber zorbalığın da oranı gittikçe artıyor.

              İnternet yerine hayatına koyabileceği aktiviteler konusunda ailelere büyük rol düşüyor. Spor ve sanat faaliyetlerine yönlendirme yapılabilir, internetin sosyal medya ve oyunlardan ibaret olmadığı bilinci sağlanabilir. Anne ve babalar da internet kullanımı yerine farklı faaliyetlerde bulunarak rol model olabilirler.

           Gelecek yapay zeka ve ekseninde gerçekleşecek. Ancak olumsuz internet kullanımı çocuk ve gençlerin yaratıcılıklarının körelmesine yol açıp bu platformda söz sahibi olmalarını engelleyecektir. Kolaycı tüketiciler yerine öğrenme merakına sahip yaratıcı zekalar yetiştirebiliriz.



Görsel kaynak: http://untcomdes.blogspot.com.tr

11 Aralık 2017 Pazartesi

AİLE ARASINDA

              Aile Arası'nda filmine gitmek için sebep çok. Neler mi?
             Gülse Birsel'in dizi senaryosundan sonra film senaryosu performansı nasıl olacak acep? sorusuna okkalı bir beş yıldız cevabı yapıştırmak , başlıca sebep. Avrupa Yakası ve Yalan Dünya dizilerinde izleyiciyi yarattığı renkli karakterlerle kendine bağlayan Gülse Birsel, film boyunca salonu kahkahalara boğuyor. Zaman zaman duygusal anlarla izleyicinin kalbini  büklüm büklüm yapmayı  da ihmal etmiyor.
     
          Engin Günaydın ve Demet Evgar'ın muhteşem bir ikili olmuş bu filmde. Zıt karakterler birbirini dengelerken, iç dünyalarına yapılan yolculukta insan kendinden de bir şeyler buluyor. Demet Evgar'ın sesini bu kadar güzel kullanması izleyiciyi daha bir kendine çekiyor.

         Ayta Sözeri'nin ağırbaşlı, hanım kadın trans birey rolü alkışı sonuna kadar hak ediyor. Sahne performansı, sesinin esrarı akşamdan sabaha kadar izleme hevesi uyandırıyor. Filmin dengeleyici karakterlerinden olan Behiye'yi tanıyıp da hayran olmamak imkansız.

            Erdal Özyağcılar'ı oynadığı tüm rollerde yarattığı baba etkisi bu filmde de tam da yerini buluyor. Baba rolüne en yakıştırdığım aktör Erdal Özyağcılar'dır. Bizimkiler dizisinden bu yana evin biraz asabi biraz neşeli birazcık da dertli  babası, iyi ki varsın.

            Devrim Yakut da kayınvalide rolünün hakkını veriyor. Şivesi, mimikleri ile kız tarafına olan memnuniyetsizliğini hiç esirgemeden gözler önüne seriyor. O konuşsun, biz saatlerce dinleyelim. Ses tonu, vurgulamaları ile izleyiciyi kalbinden vuruyor.

           Başarı sadece oyunculukta saklı değil elbette. Müzikler, kostümler, mekan seçimleri de yönetmenin bakış açısını yakalamamızı sağlıyor. Tüm bu sihirli karışımlar bir araya gelince  filmden bir parça olarak salondan ayrılıyor insan.

             Bu film, beni çok güldürdü, karakterleri çok sevdirdi, bazen hüzünlendirdi, önyargıları gagalamak gerektiğini gösterdi, sevginin en güzel nimet olduğunu öğretti. Teşekkürler Aile Arasında ekibi, çok mutlu bir iş çıkartmışsınız.

22 Kasım 2017 Çarşamba

Saklama Rehberi

                                          

Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.



Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)



Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.