31 Ağustos 2018 Cuma

5. Sınıfa Başlarken

            5. sınıfa başlayacak olan öğrenciler, bu aralar tatlı bir heyecan halinde. Anne ve babalar, bu süreçte doğru adımlar atarak çocuklarına bu yeni başlangıçta yardımcı olabilirler. Okullar bu sene 1. sınıf, 5. sınıf ve 9. sınıf öğrencileri için bir 10 Eylül 2018 tarihinde açılacak ve uyum programına öğrenciler ve veliler katılacak. Bu süreç, okulu tanıma, öğretmenlerle tanışma, kuralları öğrenme konularında öğrenciler için avantaj olacaktır. Ebeveynlerin aşırı kaygılı ya da aşırı kayıtsız davranmaları öğrencilerin  çocukluk çağından ergenlik dönemine geçiş dönemi olan ortaokul döneminde bir takım sorunlar yaşamasına yol açabilir.

 Peki 5. Sınıfa başlarken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?


*. Öğrenciler, 4 yıl boyunca genellikle tek bir öğretmende eğitim gördüler. 5. sınıfla birlikte her branşın farklı bir öğretmeni olacak. Ders sayıları, saatleri ve sorumlulukları artacak. Artık ilkokul döneminde olmayan çocuğa evde sorumluklar vererek bu döneme hazırlanabilir. Yatağını toplama, ev işlerinde iş bölümüne katılma, oyuncaklarını, kitaplarını düzenleme, öz bakım becerilerini kendi başına giderme gibi işler 5. sınıfa giden her öğrencinin ( özel bir durumu olmadığı müddetçe) yapabileceği sorumluluklardır. Evde iş bölümü yaparken dikkat edilmesi gereken bir nokta da eşitlik ilkesine bağlı kalınmasıdır. Kardeşler arası adalete, gönüllülüğe dikkat edilirken teşvik edici olamaya dikkat edilmelidir. 


* Olumlu ya da olumsuz aşırı beklenti içinde olmamaya dikkat edin. İlkokul döneminde yüksek başarılara imza atması ya da sınıfta hep geriden geliyor olması ortaokulda da aynı temponun olacağının garantisi değildir. Çocuklar tohum gibidir. Uygun ışık ve su dengesine kavuşunca mutlaka filiz verecektir. İşin sırrı ise zamandır. Aceleyle, rekabetçi bir tutumla öğrencisini lise giriş sınavlarına hazırlamaya çalışan aileler bu süreçte sadece çocuğun derslerden soğumasına yol açabilir. Diğer yandan da başarısını açığa çıkaramamış öğrenci velilerinin de umutsuz vak'a gözüyle çocuklarını küçümsemesi, ilgilenmemeleri de büyük bir ihmaldir.


* Uyku saatleri, beslenmeleri çok önemli. Uzmanlar 6-13 yaş için günlük 9 -11 saatlik bir uyku öneriyor. 7 saatten az ve 12 saatten fazla uyku önerilmiyor. Uyku düzeni için her gün aynı saatte yatakta olmalarına, yatmadan önce ağır yiyecekler, kola, cips, hamur işi vb tüketmemeye dikkat etmeleri gerekli. Sağlam kafanın sağlam vücutta bulunduğunu hepimiz duymuşuzdur. Kurutulmuş ya da taze meyveler, fındık, ceviz gibi tuzsuz kuru yemişler gündelik hayatta tüketmeleri için aileler teşvik edici olabilir. Kahvaltı ise asla atlanmaması gereken ve mutlaka dikkat edilmesi gereken altın öğünümüz. Detaylı bilgi için tık lütfen. 

* Ekran başında geçirdiğiniz zaman dilimini azaltın. Anne babalar sürekli olarak çocuklarının tablet, telefon ve bilgisayar başında fazla vakit geçirmesinden şikayetçi. Ancak "Ele verir talkını kendi yutar salkımı" misali davranan anne babaların evde bu konuda kontrol sağlaması güç değil, imkansızdır. Evde ya dışarıda insanlar uzaylılar tarafından beyinleri kontrol altındaymışçasına sürekli bir ekrana bakıyor. Halbuki önceden bulutlara, denize, ağaçlara bakardı insanlar. Lütfen, çantanızdan kitabınızı, aklınızdan da hayallerinizi eksik etmeyin. 

* Çocuklar, göz bebeklerimiz, en kıymetlilerimiz. Onları her türlü kötülükten korumak da tüm büyüklerin görevi. Ancak, kötü niyetli insanlardan korumak, ihmal-istismara karşı bilinçli olmak da  sorumluluklarımız arasında. Ayrıntılı bilgi için tık lütfen. Bu konuda Erdil Yaşaroğlu'nu hazırladığı etkili  bir yayın var. Bu konuda gerekli bilgiye sahip olup, çocuğunuzla bu çizimi okuyup, inceleyebilirsiniz. 

* 5. sınıfı ortaokulun hazırlık sınıfı olarak görebiliriz. Öğretmen ve idareciler, 5. sınıf öğrencilerinin okulun en küçükleri olduğunun farkında. Artık çocuğunuz bebeklikten sonraki en hızlı gelişim dönemine -ergenliğe-  doğru yol almaya başladı.  Sorumlulukları için onu cesaretlendirin, olumlu yanlarını açığa çıkarın, eleştirirken kırıcı ve saldırgan cümleler kurmayın. Bir de unutmayın, dinlediğiniz kadar dinlenirsiniz. Onu dinleyin. Bir de koşulsuz sevin. 

*Çocuğunuza mutlu başarılar dilerim :)


Kitap Önerilerim

Her Çocuk Üstün Yeteneklidir- Dr.  Bahar ERİŞ
Beni Ödülle Cezalandırma- Özgür Bolat
Martı Jonathan Livingstone- Richard Bach


Görsel kaynak: https://www.pinterest.com/pin/193162271503554342/

            

28 Ağustos 2018 Salı

KARGALAR VE TİLKİLER

           
 Ezop'un Karga ile Tilki  masalını bilirsiniz. Hani Karga'nın ağzındaki peyniri kapmak için "Güzel sesinle bir şarkı söylesene" diyen Tilki'nin zaferiyle sonuçlanan, Karga'ya üzüldüğümüz, Tilki'ye kızdığımız masal. İlkokul sıralarından itibaren duyduğumuz, okuduğumuz bu masalı unutmak mümkün mü? diyeceğim ama gayet mümkünmüş.

           İnsanlara sürekli umut yüklemesi yapıp, maddi-manevi sömürenlere kızıyoruz ama neden hayattan ders almamakta direniyoruz? Sülün Osman'dan bu yana çok şey değişmedi aslında.  Geçenlerde Instagram reklamlarında "Metal Falı, Kahve Falı, Duygu Analizi vs" minvalinde bir reklamla karşılaştım. Yetmedi, elleriyle şifa dağıttığını iddia eden ve bunun eğitimini vereceklerini belirten bir sayfayla karşılaştım. Atarlı giderli mani tarzında kitap yazıp kanal kanal gezenlerden bıkmışken, KPSS kampı vaadiyle gençleri kandırıp paraları iç edenlerin haberiyle karşılaştım. Aklıma ilk gelen de Karga ile Tilki'nin masalı oldu.

        Herkes vaatlerinden bahsediyor. Daha huzurlu bir yaşam, kafaya takmadan yaşama sırları, garanti iş edinme fırsatı, yorulmadan kilo verme...Yakında biri çıkar da Âb-ı hayatı buldum derse hiç şaşırmayacağım. Neticede yalanın ve inananlarının sonu yok. Beni en çok vaatler rahatsız eder. Ne kadar çok vaat, o kadar çok yalandır çünkü.
         
           Belki insanlara güvenmeye çok ihtiyacımız var, belki çok iyi niyetliyiz, belki de düşünüp analiz etmeye üşenecek kadar tembeliz.  Tilkiye kızıp, kargaya acımak yerine aklımızla hareket edersek daha mı iyi olur ne?

 Görsel kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/475974254350973096/

23 Ağustos 2018 Perşembe

İNCİR SİRKESİ YAPALIM

       
         İncir denince aklıma ilk reçeli gelir. Kışın özellikle balık yedikten sonra aklıma ilk düşen tatlıdır. Bu kadar tadı yoğun, tatlı meyveler aleminin kralıyım ben diye bağıran incirin sirkesini yapmak aklıma hiç gelmezdi ama ağaçta incirler olmaya başlayınca, enteresan ve de kolay da bir tarifle karşılaşınca sıvadım kolları.

           İlk duyduğumda hadi canım bu modern mutfakçıların tuzağıdır, düşmeyeyim dedim. Ama internette okuduğum yorumlar, hele incirin faydaları da gözümün önünde sıralanınca ön yargılarına teslim olma Esra dedim. Antioksidandan yana zengin , A, E , K vitamin deposu , kalsiyum ve magnezyum hazinesi inciri günde en fazla iki adet tüketmek gerekiyormuş. Ama itiraf edeyim, çekirdek  çitler gibi kendimden geçip, 7-8 adet yediğimi biliyorum hani.  Eğer şeker hastasıysanız, o da önerilmiyor. Faydalarını saymakla bitiremediğimiz inciri sınırlı sayıda tüketmemiz gerekiyor madem, incir sirkesi fikri aklıma yattı o zaman dedim. Reçeline banamıyorsak, sirkesine banalım o zaman. ( Azcık yesek bir zararı yok canım, reçel de yaparız )
         
            24 Kitchen kanalında Maksut Aşkar'dan öğrendim bu tarifi. Sirke yapması kolay değil ama bu tarifle çok kolay. Benim ilk sirkem oldu. Uğraşması çok zevkliydi.

Malzemeler
1 kavanoz dolusu incir
3 adet kuru incir
1 ölçü elma sirkesi
1 yemek kaşığı toz şeker

         Kavanozu ve kapağını kaynar suda 5-10 dk kaynatıp dezenfekte ederek işe başlıyoruz. Kavanoz soğuduktan ve kurulandıktan sonra dörde böldüğümüz incirlerin yarıdan fazlasını kavanoza diziyoruz. Küp küp kestiğimiz kuru incirleri ekliyoruz. Kavanoz dolana kadar yaş incirleri ekliyoruz. Ağzına kadar elma sirkesi ekleyip, kapağını kapatıyoruz. Oda sıcaklığında, karanlık bir yere koyuyoruz. Bir hafta sonra 1 yemek kaşığı şeker ilave ediyoruz. Her hafta tadına ve kıvamına bakıyoruz. Sirke döndüğünde meyvelerini süzüp kullanmaya başlıyoruz. 


          Bu tarifi ev sirkesi ile yapmayı isterdim. Ama yapmadığım için yoktu. Şimdiden sonra neden olmasın. Ben bu işi çok sevdim. Sirke de yaparım, reçel de. Sonbahar geliyor diye tüm kadınlarda salgılanan kışa hazırlık hormonuna tutuldum sanırım. Yok abartmayı sevmem.  Bir de her besini mevsiminde seviyorum. Kışın domates yoksa havuç var. Salatalık yoksa marul var. Ama sirke benim işim bundan sonra arkadaş.

         İncir tadında günler dilerim :)

           

13 Temmuz 2018 Cuma

Gölgedeki Yıldızlar


       Hepimiz farklıyız. Tıpkı parmak izlerimiz gibi tekiz. Farklı güçlerle, yeteneklerle kaplıyız. Her insan hayata farklı bir renk çalıyor.Başlangıçta bu renkli tabloya bakmak muhteşem olsa da detaylara indikçe kimi renklerin daha zor fark edildiğini ya da baskın renklerin gölgesinde kaldığını görürüz. Eğitim hayatına atılan çocuk, hangi renk skalasında olduğunu birinci sınıftan itibaren fark eder. Kimi çocuklar daha çok onay alırken kimi çocuklar onay yerine uyarı alır. Bazı çocukların yazısı düzgünken bazı çocuklarınki ters yöne bakıp adeta defterde dans eder. Dislektik çocuklardır bu renklerden bazılarının adı.

           Disleksi, bir hastalık değil. Nörolojik kaynaklı özgül öğrenme güçlüğü olarak tanımlanıyor. Normal veya normal üstü zekaya sahip dislektik bireyler özel eğitim, aile ve öğretmen desteği ile yaratıcılıklarını keşfedebilir, yeteneklerine uygun mesleklerde yer alabilir. Disleksi tanısı almış çocuklarla okulda ya da sosyal hayatta sıklıkla karşılaşıyorum. Öğretmen ve ailelere çocukların yapamadıklarının değil, yapabildiklerinden ön plana çıkartmalarını öneriyorum. Ancak, kimi zaman okulda başarı sadece iyi not almak, takdir-teşekkür belgesi ile çocuğu taçlandırmak olarak algılanıyor. Halbuki disleksi tanısına sahip onlarca sanatçı, bilim insanı, yazar var. Dr. Bahar Eriş'in Gölgedeki Yıldızlar kitabı tam bu noktada yardıma koşuyor.Yazar,  Dislektik olup, okulda başarısızlıkla başlayan hayatlarına dünyanın en başarılı insanlar listesine yazdırmayı başaran isimlerin hikayelerini okuyucuyla paylaşıyor. Her insanın içinde mutlaka bir yetenek barındırdığını "Her Çocuk Üstün Yeteneklidir" kitabında da paylaşan Bahar  Eriş , yine bu düşünceye vurgu yapıyor. Disleksi konusunda altın bir rehber diye de kitabı tanımlayabiliriz.
     

             Beynin sağ lobu dislektiklerde baskın. Bu yüzden yaratıcı düşünceye sahip, sanata yatkın, büyük resmi görebilen bireyler olması da olumlu yanlarından. Bahar Eriş kitabında  dislektik çocukların yaşadıkları zorlukları nasıl avantaja çevirebildiklerini okurla paylaşıyor.  En etkilendiğim kısımlardan birinde ise şöyle bahsediyor;
      " Peçeteye burnunu silen aslan,tabletinin tuşuna basıp açabilen dahi ilan ediliyor. Bu şekilde yetişen çouklar okul sonrası hayatta hüsran yaşayabiliyor,çünkü gerçek özgüven insanın ancak bileğinin hakkıyla kazanabileceği bir ruhsal rütbe. İnsanın yapabildiklerini ve yapamadıklarını sağlıklı ve gerçekçi bir biçimde değerlendirmesinin bir sonucu. 
       İşte dislektik çocuklar büyürken içi boş övgülere maruz kalmadığı için altı boş bir özgüvenden de korunuyorlar. Bilakis bazı zorluklarla mücadele etmek ve sonunda onları aşmak, onları uzun vadede sağlam bir karakter kazandırabiliyor." 

            Yazar "Gölgedeki Yıldızlar" kitabında başarı öykülerine de yer vermiş. Pablo Picasso, Albert Einstein,Agatha Christie, Steven Spielberg, John Lenon, Richard Branson, Andersen, Jules Vernes, Ingvar Kamprad (IKEA'nın kurucusu),Ebru Cündübeyoğlu, Jamie Oliver,  Magic Johnson sadece bir kısmı. Kitapta çocukluktan bu günlere nasıl ilerlediklerini okumak bana oldukça umut verdi. Diğer dislektik çocuklar neden hayallerine kavuşamasın? En büyük ihtiyaçları kabul görmek ve desteklenmek. Aile ve öğretmenlerin desteğine ihtiyaç duyan dislektik çocukları desteklemek biz büyüklere düşen en büyük görev. Aileler genellikle ders notlarının düşük olmasından dolayı çocuklarından şikayetçiler. Basketbol oynarken birbiri ardına attığı sayılar da başarıdır halbuki. Ayrıca aileye yol haritasını çizmesine yardımcı olur. Öğretmenler öğrencilerine inandıkları mesajını verirse sihirli değnek etkisini o zaman görebilirsiniz. Etiketlemeyi çok seviyoruz, ancak kendimizi yere göğe koyamıyoruz. Özel eğitim gereksinimi olsun veya olmasın bir çocuğa "Senden birşey olmaz" demek verilecek en ağır cezadır. Empati kurmak, asıl mesele bu aslında.

              Sadece disleksi tanısına sahip olan çocukların aileleri değil, tüm ebeveynler ve eğitimciler tarafından okunması gereken,  kütüphanenin baş köşesinde olması gereken bir kitap "Gölgedeki Yıldızlar".

            Steve Jobs'ın Farklı Düşün sloganlı reklam filminde yer alan 17 kişiden 11'i dislektik.

Sevgiyle ve umutla.
Görsel kaynak: https://pin.it/e6bx6ehiv53cci

17 Mart 2018 Cumartesi

BAHAR ŞİİRİ

        Orhan Veli'ye eve ekmekle tuz götürmeyi unutturan, evkaftaki memuriyetinden istifa ettiren, Ataol Behramoğlu'nu "Bir kuşu dilinden hiç öpmedim. Belki bir gün öpebilirim" diye düşündürten, Turgut Uyar'ı  avuçlarında iki tel kumral saçı hayal ettiren bahar tüm neşesiyle, hınzırlığıyla vardı geldi kapımıza. Kafamı ne yana çevirsem kışın beklemekten sıkılmış çiçekler ve minik minik yapraklarla karşılaşıyorum. Kumrular geçiyor sonra yanımdan ürkek adımlarıyla. 



              Baharın bana göre en güzel habercisi ise, masmavi gökyüzünün koynundaki dingin denizdir. Saatlerce denizin kıyısında oturup mavilikleri izlerken, içinde kaybolabilirim. Gerçi epey ılıman geçirilen kıştan sonra bahar pek sıcaklık farkı yaratmadı ama yine de cemreler düşmeden tabiat ana uykusundan uyanmıyor. Gerçi daha önümüzde Hıdrellez var. Ondan sonra gelsin tiril tiril giyinip kuşanmalar, uçurtmalar, kirazlar...

 

            Bahar demek şiir demek bir yandan. İnsanı maviliklerle yeşillikler arasında hayallere uçuran bu havalarda şair olası geliyor insanın. Derken bir his dürtüyor sonradan beni. Yeni lise geçiş sistemi, sınavlar, faturalar, telaşlar, alerji atakları aklıma geliyor.  Bu bahar üstesinden gelinecek problemeler listem bir film fragmanı şeklinde zihnimde canlanıyor. Ben blogumda düz yazı ile mutluyum, şairlik benim neyime canım. 


10 Mart 2018 Cumartesi

NE ÇİÇEĞİM NE PRENSES

            Kadınlar ve erkekler. Altı üstü insanlar aleminin iki cinsiyiz. Ama gel zaman git zaman kadın kendini sürekli ispat etmek zorunda olan,daha da fenası kendini korumak zorunda olan taraf haline geldi. Erkeğin kas gücü, toplumsal öğretiler, bastırılmış duygular erkeği kadının üzerinde baskı kurmaya yöneltti. Bu baskının sonucu 2018 Şubat ayında 47 KADIN öldürüldü.

             Önüne gelen kendini memleketimde din alimi ilan ediyor,  İlan eder etmez de kadınlar, çocuklar, ketçap, yastık, yorgan hakkında buyruklarda bulunuyor. Toplumda tartışmaya yol açan bu beyanlar ne yazık ki empati yeteneğinden yoksun canilerin şiddet duygularını körüklüyor. Şiddetin arttığı ilişkilerde tecavüz ve cinayetler de kaçınılmaz oluyor ne yazık ki. Kadınlar ve çocuklar toplumun en fazla şiddete uğrayan kesimi. Diziler, filmler, abuk subuk beyanlar, kedicikli din bezirganları, kendini alim sanan cahiller, şiddeti  ve ayrımcılığı körüklüyor da körüklüyor.

           Bir şeyler yapmalı. Evet bir şeyler yapmalı. Ama ne yapmalı diye tartışırken onca hayat, satır arasında bir istatistiki bilgiye dönüşüyor . İşin esası toplumun ruh sağlığının komple bozulmasında. İster sosyal medyayı suçlayın, ister televizyonları. İsterseniz  dış mihrakların oyunu deyin. Belki de hatayı burada yapıyoruz. Kendimizi hiç suçlamıyoruz. Alışmışız başkalarını suçlamaya. Ruh sağlığı uzmanlarını dinlemek yerine ünlülerin kavgalarını dinliyoruz. Evde iki satır kitap okumak varken  cinayetlerin pazarlandığı programları tercih ediyoruz. Kendi derdimizi unutmak için başkalarının dertlerini dilimize doluyoruz. Akşam hep birlikte muhabbet etmek varken kafalarımızı akıllı telefonlara gömüyoruz. Neticede artık ne konuşmayı biliyoruz ne de dinlemeyi. Daha fenası hissetmeyi bilmiyoruz artık. Şarj aletlerine takılı yaşamayı iletişim becerilerimizi geliştirmeye tercih ediyoruz.  Daha saymayayım isterseniz.

              Şiddet çok ciddi bir sorundur. Kadına, erkeğe, çocuğa ya da hayvana yapılan şiddet en ağır biçimde cezalandırılmalıdır. Koruyucu tedbirlerin başındaysa ruh sağlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması geliyor. Şiddetin çözüm olmadığı, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu küçük yaşlardan itibaren çocuklara anne babaları tarafından aktarılmalı. Tabii önce örnek olarak.

                Birlikte yaşıyorsak, birbirimizden sorumluyuz. Şiddete, zorbalığa göz yummayalım. Kadınlar ne çiçek, ne prenses olmak istiyor. Erkekler vicdanını yitirmesin istiyorlar sadece.

NOT: Kadına şiddeti protesto etmek amacıyla sosyal medya figürlerinin yüzünü gözünü mora boyayıp durumun ciddiyetini sulandırmalarını, gündeme gelmek için kadın evde otursun çocuk baksın tartışmalarını kendimce kınıyorum. Çiçek gibi bir gelecek umuduyla bu kır çiçeklerini sizlerle paylaşıyorum.



31 Ocak 2018 Çarşamba

Böyle Mi Olacaktı? Tarihte İz Bırakan 13 Ayrılık



        Böyle mi olacaktı? Tarihte İz Bırakan 13 Ayrılık kitabına Sevgili Semi'nin Mutlu Eller blogundaki çekilişte ilk olarak rastladım. Evrene afilli bir niyet attım ve şanslı kişi ben oldum şükür. Semi'nin el emeği güzelim çantası ve bu harika kitap yeni yılın ilk sürprizi oldu bana.  Beni bu güzel hediyelerle buluşturan Semi'ye kocaman sevgiler :)


         Karmakarışık gündemden, tempolu ve zalim hayattan uzaklaştıran bu kitap sayesinde hem ruhum dinlendi hem de neler öğrendim neleeer. Tarihi çok severim, itiraf edeyim tarihi magazini çok çok severim. Geçmişte yazarların, kralların, kraliçelerin, ressamların kalp sızısı ne fenaymış öyle. 

             Ayrılırken elinden geleni ardına koymamak adettendir, ama  Anne Boleyn'in idam sehpasına uzanan yolculuğu 8. Henry'den nefret ettiriyor haliyle. İmparator Nero'nun tek deliliğinin sadece Roma'yı yakmak olmadığını zavallı Poppaea'ya daha doğrusu çevresindeki herkese neler çektirdiğine de bu kitapta şahit oldum. 

              Okuduğum 13 ayrılık hikayesinde beni en çok etkileyen ise Oscar Wilde oldu. Hani Reading Zindanı Baladında diyor ya;
Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

........
Bu sözleri yazacak kadar çok sevmiş ama ne yazık ki o da bir zalime gönlünü düşürmüş. Muhteşem eserler bırakmasına vesile olsa da bu acılar, arkasında kocaman bir hüzün bırakmış. 
        Üzme kendini bu kadar Oscar deyip, bol köpüklü bir türk kahvesi yapıp, sonra fal kapatıp, bak sana kısmet görünüyor diye gönlünü alasım geldi. 

         En şaşırıp kaldığım ise bir Hollywood skandalı olan Elizabeth Taylor, Debbi Reynolds ve Eddie Fisher oldu. Menekşe gözlü Liz de az değilmiş hani. 

           Böyle Mi Olacaktı? kitabında yazar Jennifer Wright sadece tarihteki ayrılık hikayelerini aktarmıyor. Eğlenceli bir üslupla, sanki eski bir arkadaşınızla pijama partisi yapıp, gıybet yapıyormuşcasına hissettiriyor. Samimi ve yerinde tespitleriyle yazar gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemiyor. 

         Kitabı okurken aklımın bir köşesinde Atilla İlhan fısıldadı durdu. Ayrılık da sevdaya dahil deyip durdu.

Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili

.....