6 Temmuz 2017 Perşembe

TIRPAN

          

       Çiçek çimen, yeşermiş ot, ne varsa kavrulur yazın. Çevre köylerde bir inanç vardır: "Gökçimen'in suyu kesilmediğinden, her yanı çayır çimendir. Çayır çimenin yeşili kızların gözüne yansır. Bu yüzden göküş olurlar. Eğer avcunda üç kuruşun var da, kendine yeni bir karı almak istiyorsan, Gökçimen'e git, kız al."

        Geçen zamanlar bu inancı doğrulamış, çevrenin varsıllarını hiç yanıltmamıştır. Parayı kuşağı doldurup gelen, istenen altınları takınca, beğendiği kızı ata bindirip götürürmüş, gel demiş imama, kıydırmış bir nikah, ondan sonra istediği kadar çalıştırmış, istediği kadar çocuk doğurtmuştur. Yıllar geçip Gökçimenli kız kocayınca, onu köşeye itmiş, belki onun kazancıyla, Gökçimen'e varıp bir kız aha almıştır.  

         Fakir Baykurt'un Tırpan romanı bu toprakların çilesini çeken ama kaderine boyun eğmek istemeyen kadınlarının mücadelesini anlatıyor. Romanın yayınlanma tarihi 1970 ancak okuduktan sonra anladığım bir arpa boyu yol alamamışız. Hala çocuk gelin sorununu tartışıyoruz ve hala kadına uygulanan şiddet yüzünden kayıp giden hayatların arkasından bakakalıyoruz. 
            Gökçimen'de yaşanan sadece kadına şiddet ve istismar değil. Fakir Baykurt, Anadolu Kadınının bu lanet düzene nasıl baş kaldırdığını da hafızalardan silinmeyecek bir üslupla anlatıyor. Romanın baş  kahramanları Dürü, Uluguş, Havana, Zakey. Hepsinin mücadelesi, zaman zaman pes edişleri ama her şeye rağmen birlik olmanın asıl güç olduğu teması sıklıkla yazar tarafından çizilmiş. Özellikle Uluguş karakteri, kalbimin baş köşesinde yerini hemen aldı. 
        Günlük hayattaki diyaloglarındaki yöre ağzını birebir aktarması da Gökçimen'de yaşananları daha inandırıcı kılıyor. Köy meydanı, Dürü'nün evi, Koca Linlin'in kahvehanesi gözümün önünde capcanlı duruyor hala. 
          Aslında tüm bu acımasızlığın altında  yoksulluk olduğu elbette bir gerçek. Fakir Baykurt, eğitimsizliğin, gelir eşitsizliğinin, adam kayırmacılığın bu milletin en büyük problemleri olduğu gerçeğini tekrar yüzümüze haykırıyor bu eserinde.
          Tırpan, unutulmaz kitaplar serisinde yerini aldı kütüphanemde. Dürü'ye , Gökçimen'e, Uluguş'a, Fakir Baykurt'a selam olsun...

     " Gel ninem Zakey! Ben Uluguş'um Yoksulum!Yalnızım! Allah'ım da yalnız. Allah'ım da yoksul. O bir şeyi parayla satmaz ki, nasıl varsıl olsun? Allah'ım oğullarını, kızlarını uçurmuş! Kimi kimsesi kalmamış yanında! Yapayalnız! Benim gibi yalnız! Hem de yoksul!...


30 Haziran 2017 Cuma

Insta Bebekler

         Sosyal Medya Anneliği son günlerde yine mercek altında. Anne ,babalar arasında yaşanan anlaşmazlıklar için bir koz mu,  masumca  paylaşılan anlar mı yoksa bir kazanç kapısı mı?

         Sosyal Medya'da çocukların görüntülerinin paylaşılması sadece ülkemizde değil tüm dünyada kafa karıştıran bir konu. Fransa'da hukukçular aileleri bu konuda uyardı ve çocukların büyüdüklerinde özel hayatın ihlali gerekçesiyle ailelerine dava açabileceklerini belirtti. Ayrıca Fransız emniyeti aileleri  "Çocuklarınızın fotoğraflarını Facebook'ta paylaşmak güvenli değil, çocuklarınızı koruyun" mesajıyla uyardı. İsveç hükümeti, sosyal medya kullanımına yaş sınırlaması getireceklerini açıkladı.Yani, sosyal medyanın bu kadar normalleştirilmesi normal değil.  Bu arada çocukların hatta bebeklerin çok erken çağda tanımadığı binlerce hatta milyonlarca kişi tarafından takip edilmesi , yorum yapılması kişilik gelişimlerini  zedeleyecek bir durum yaratıyor. 6 aylık bir bebeğin adına açılmış , binlerce takipçisi olan fan sayfasını görünce durumun vahametini iyice anlamış oldum.

           Annelerin, çocuklarının görüntülerini bir ürünün reklamını yapması için paylaşması  Instagram'da sıkça karşılaşılan bir durum. Bu durumda ilk akla gelen çocuğun ekonomik istismarıdır. Çocuklarının fotoğraf ve videolarından  reklam geliri elde eden anne babalar, çocuklarını çok küçük yaşlardan itibaren çalıştırmış ve maddi gelir elde etmiş oluyor. Çocuk üzerinden kazanç elde etmek ne kapsamda olursa olsun, "ister dilendirme ister dizi setinde koşturma" hepsi ekonomik istismardır. Çocuklara  yaşına uygun psikososyal ortamın hazırlanması anne babanın başlıca görevlerindendir.

          Olayı farklı bir bakış açısıyla değerlendirecek olursak, sosyal medyada  çocuk starlı hesaplar neden bu kadar çok takip ediliyor? Hesabın sahibi genelde anneler oluyor( Anneliği paylaşmak, tecrübelerinin gündeliğini tutmak farklı , menajer anneler farklı bana göre ). Benim kafama en çok takılan soru bu. Bu hesaplara yapılan yorumları okuduğumda bazı yorum sahiplerinin de pek sağlıklı düşünce yapısına sahip olmadıkları düşüncesine kapılıyorum. Bebek, diş çıkarırken rahatsızlandı diyelim. Binlerce kişi resmi yas ilan etmiş. Abartmada, sahtelikte dünya markasıyız. Bebeğimin onbinlerce takipçisi varsa ben bir tırsarım yani. Şarkıcı, türkücü , oyuncu değilsin, bu kadar hayran pek hayra alamet değil, benden söylemesi.

           Kimse kusura bakmasın, çocuklarının en keyifli hallerini paylaşıp Cart curt Butik'in reklamını alttan alttan paylaşmanın adı annelik değildir, menajerliktir. Bu arada, en doğal, en yalın hallerini paylaşan hesapları, yani normal fani insan hesaplarını keyifle takip ediyorum. Kasmayın, bir doğal olan yahu. Şıkıdım terlikleri ürün gönderip hesabına bilmem kaç kuruş yatıracak diye çocuğuna da kendine bu kadar zaman kaybettirme.

             Sezercik,Ayşecik, Yumurcak derken devir Insta bebeklerin devri. Bebekleri büyüyüp , ergenliğe yol alınca menajer anneler hangi icatlarla karşımıza çıkacak acaba.

Haber kaynak:
http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03/160302_facebook_ebeveynlere_uyari
http://www.hurriyet.com.tr/sosyal-medya-kullanimina-yas-siniri-geliyor-40046853
Görsel Kaynak:
https://tr.pinterest.com/pin/193162271489892364/

17 Haziran 2017 Cumartesi

Karşınızda Motifli Çanta

      Aklı karışık bir hazirandan, motifli çantamla merhaba. Gün içerisinde dört mevsimi yaşarken güneşi gördüğüm her noktaya sessizce sızıyorum. Yaz geliyor hevesiyle başladığım motifli çantamı hazirana yetiştirdiğime seviniyordum ki bulutu ve nemi bol bir haziranın beni beklediğini bilmiyordum tabii. Okullar tatil olunca parmak arası sandalet, bandana ve beyaz tişört kombinime kavuşurum sanıyordum oysa. Ama itiraf edeyim yaz yağmuru sonrası iğde ağaçlarından yükselen kokulara topraktan çıkan buğu eşlik ediyor ya, bayılıyorum.


         Motifli çantamı yapımına nisan ayında başlamıştım, şükür hazirana yetişti. Renkleri, dokusu  bulut bulut oldu. İçine astar olarak penye yastık kılıfı kullandım. Motif örmeyi çok seviyorum. Minik bir zincirden hayallere ilmek ilmek ulaşmak çok güzel. Daha doğrusu, insanın bir hobisinin olması çok güzel. Zihni dengelemek, olumlu bir iş için çaba göstermek, el emeğinin kıymetini bilmek biz modern çağın köleleri için ne büyük bir nimet aslında.

          Tatilde çocuklarla hobi çalışmaları için çok güzel bir fırsat. Her şeyi çabuk elde edip çabuk sıkılmalarından şikayet ediyoruz ya, onlara bu konuda doğru rehberlik edemediğimizden. Kendilerini mutlu eden işlere vakit ayırmanın en önemli hayat kalkanlarından biri olduğunu gösterebiliriz.   En azından, gazete kağıdından şapka yapmayı öğretebiliriz. El emeği, göz nuru ne demekmiş küçük yaşlarda yaşayarak öğrenirlerse hayatlarında bir çok şey  olumlu  gelişecektir.

            Biraz yorucu bir iş oldu benim için. Ama tatlı bir yorgunluk derler ya, işte öyle bir şey. Özellikle çocuklarım tarafından yaptığım işin beğenilmesi , en önemlisi emeğimin takdir edilmesi beni çok ama çok mutlu etti.

          Kavuşmuşum yaza, biraz nemli de olsa. Şimdiden sonra, takarım çantamı koluma :))

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Ne Var Ne Yok

       
       Görüşmeyeli epey zaman oldu dostlar. Halbuki, bir kaç sene öncesinde her gün yazdığım zamanları hatırlıyorum. Bahane mi? Bahanesi yok, bildiğiniz tembellik işte. Instagram sosyal medyanın tüm iplerini ele geçirmişken, blogumun boynunu bükük bırakmak inceden canımı sıkıyordu. Bu akşam yazarım, yarın sabah paylaşırım, laptopun  şarj aletini bulamadım derken ben bu ara Esra'dan Dünya'yı çok fena ihmal ettim. Halbuki yazmak beni en çok mutlu eden eylemlerden biri. Ama akıllı telefonların gazına gelip aklını yitirenlerden biri de benim. İtiraf ediyorum. Bu kadar itiraf sonrası neler yaptım neler ettim kısmına gelelim.

          Bahar geldi geçiyor, ben hala bir çiçek resmi paylaşmamışım. Olacak iş değil. Ömrümde gördüğüm en karlı ve soğuk kıştan sonra bir yeşil yaprağa hasretken şimdi acısını çıkarmak istiyorum izninizle. Ayvalar, kirazlar, portakallar, erikler çiçeklere durmuş güneşi selamlarken insanın içinden dertleri  alıp götürüyor. Bu bahar annemler tavuk sektörüne hızlı bir giriş yaptı. Bu duruma en çok tabii benim Peter Pan'lar sevindi. Geh billi bili diye peşlerinde koşup ota, çamura bulanmalarını izlemek oldukça keyifli doğrusu.








           Küçümenim Ege, bu sene ilkokulu bitiriyor. Seneye ortaokul öğrencisi olacak inşallah. Değişen müfredat, yeni sitem derken seneye yoğun bir tempo bizim evi bekliyor belli ki. Tüm öğrenciler için mutlu başarılarının olduğu bir eğitim hayatı dileğindeyim. Ama keşke özel yetenekleri ve zeka türlerine göre eğitim alıp değerlendirilebildikleri bir sistem olsa. O zaman anne babaların eğitimle ilgili en büyük sıkıntıları sona erecektir. Neyse bu bambaşka bir konu. Bunu başka zaman kaynatırız artık.

            Seramik kolye denemelerimi daha önce yayınlamıştım. Bir heves başlayıp, sonra gönlüm geçti sanmayın. Epeyce bir üretim yaptım ancak , tembellikten paylaşamadım işte. Okulumuzda düzenlenen kermese ben de çorbada  tuzum olsun diye kolyeler hazırladım. Karşılık beklemeden, sadece minik bir katkı için bu işle uğraşmak beni çok mutlu etti. Sadece ben değil tabii, arkadaşlarımla birlikte süper bir takı tezgahı hazırladık. Özellikle Aslım , tek tek takıları organize etti, düzenledi. Öğretmen arkadaşlarımın hediye kolyeleri, fularları, bileklikleri derken hem kaynaştık hem de okulumuza katkı da bulunduk. Birlikte büyük emek harcadık, yorulduk, eğlendik, kimi zaman da dertlendik. Ama hepsine değdi neticede. Aslı, Emel, Çiğdem, Eylem, Gülsevil, Fatma, Elif, Özlem, Aynur, Emine, Duygu, Esma, Gülsüm... aklıma adları gelenler. Katkıda bulunan tüm arkadaşlarıma on yüz milyon kere teşekkürlerimi sunuyorum efenim.




          Sınavlar, projeler, etkinlikler derken bir eğitim öğretim yılının daha sonuna geldik. Geldik gelmesine de ben de fıtık diye bir arkadaşla tanıştım bu arada. Şimdi evde raporlu olarak istirahat halindeyim. Her gün fizik tedavi alıp, kuzu kuzu evimde oturuyorum. Ama çarşı pazar gezmek istiyorum, bahar temizliği yapmak, köpük köpük iş yapmak istiyorum ama zalim fıtık, büktü belimi. Buna da eyvallah diyorum, zıp zıp zıplayacağım günleri dört gözle bekliyorum.


13 Mayıs 2017 Cumartesi

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?



Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir.

Anneler günü’nüz kutlu olsun!

Anneler ve anne adayları!

Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız?

Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim.

İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

30 Nisan 2017 Pazar

Heştegini Kapan Geliyor

         
           Bebelerden ninelere kadar ortaklaşa görsel paylaşım platformumuz Instagram gün geçtikçe kalabalıklaşıyor. Blogların pabucunu dama atan, sofra sunumundan, makyaja hatta mutlu aile temalı fenomenler yaratan Instagram'da paylaşımlar çoğalıyor, çoğaldıkça da  kimi zaman bana göre tuhaflaşıyor. Bazen doğal bazen de özenli paylaşımlar hoşuma gidiyor. Ama botokstan uzaylıya dönen annecik temaları, sunum önemlidir heştegine sarılıp aklın sınırlarını zorlayanları, her paylaşım altına içindeki tüm kasveti döküp saçan yorumcuları en dayanamadıklarım Instagram aleminde.

         Bu aralar günün yemeği ve sunum önemlidir temaları çok popüler. Her gün yaptığım yemeklerin  tencere tencere fotoğrafını çekmek bana biraz tuhaf geliyor açıkçası. Tatlısından çorbasına kadar en az dört çeşit yemeğinin resmini çekip paylaşmak sıkıcı değil mi ? Ezogelin çorba, tavuk sote ve pilav 1600 beğeni alıyor ve internet bir mecrasında daha yeni fenemoneni yaratıyor. Yemek tarifi sayfalarının başımın üstünde yeri var. Epey bir tarif kaydettiğim sayfalar var doğrusu. Ama her akşam tencerelerin , tavaların fotoğrafını çekmek bana çok tuhaf geliyor. Güzel bir sunum ya da özel bir yemek ya da hoş bir sofra hoşuma giden paylaşımlardan ama tencere ne kardeşim.

            Pembik gelinlerden bahsetmeye hiç gerek yok hatta demode bile oldular. Onların yerini sunum delisi sayfalar aldı. Bir bardak çayı fındık, fıstık, çikolata, kurabiye , kek ve  patlamış mısır ile fotoğraflayıp altına da eşine olan bağlılığı , aşkı, muhabbeti ile ilgili ağdalı ağdalı sözler paylaşan fenomencan, seni de unutmadık. Kocası getirir, karısı pişirir diye mutfağına tabela astıran , bilmem ne butiğin pabuçlarının reklamını da araya sıkıştıran girişimci instacı seni hiç unutur muyum?

            Sevgili hesapları ise beni şaşırtmıyor, resmen utandırıyor artık.  Adem ile Havva'nın mutluluğa yelken açmış hallerinin en cıvık halleri ve hiç tanımadığı insanlar tarafından alkışlanması nedir yahu? Sevgilinle el ele tutuşup melul bakarken 3. bir şahsın o fotoğrafları çektiği düşüncesi bile bir garip. Yok yok ben yaşlandım, kesin. Her gün düğün fotoğrafçısı ile gezinen genç aşıklara mutluluklar  diliyorum.

           Çocukların ekonomik istismarının alenen yapıldığı hesaplar ise en çok beğeni alan mecralar. Bebeklikten itibaren çocuklarını reklam panosu gibi kullanan anneler ve bu duruma göz yuman babalar ne büyük bir yanılgıdadır aslında. Büyük bir beğeni ordusu eşliğinde bebeklerinin hayatlarını paylaşmak ve reklam aracı olarak kullanmak uzun vadede çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkileyecektir. Annelik paylaşımları ile reklam annesi paylaşımları arasındaki farka da dikkat etmek gerek. Çocuklu hayatla ilgili paylaşımları keyifle takip ediyorum ama reklamdan ibaret paylaşımlar çocuk üzerinden yapılınca çok canım sıkılıyor. Yetişkinler isterlerse boyunlarına ışıklı reklam tabelası asıp gezsin ama çocuklarınıza lütfen yapmayın bunu.

          Instagram,  dev bir alem. Heştegini kapan geliyor. Elbette herkes istediğini paylaşsın, özgür olsun. Ancak  meşhur olmak hevesi, reklam kapma arzusu adına samimiyetin yitip gittiğini görmek hiç hoşuma gitmiyor. Samimi , sıcak , beğeni kaygısı olmayan, içinden geldiği paylaşan hesaplara ise bayılıyorum. Herkesin hayata bakışı farklı. Yaşam değerlerimiz, tercihlerimiz farklı olabilir. Ancak dejenere olmadan , ruhumuzu like'lara  satmadan yaşasak fena mı olur hani?

Görsel:https://tr.pinterest.com/pin/835347430852817286/

16 Nisan 2017 Pazar

Mutlu Başarılar Dilerim

       
      Sınavlar, sınavlar. Hepsi birbirinin aynı, sadece adları farklı.  Ortak ve mutlak beklenti ise mutluluk. Falanca liseyi ya da filanca fakülteyi kazanan çocuğu ailesini mutlu ediyor, akrabalarını ve öğretmenlerini de mutlu ediyor haliyle. Apartman sakinleri hatta tüm konu komşu kazanılan okulla ilgili mutlu oluyor. Bu kadar mutluluğun içinde binlerce soruyu çözmüş, zorlu virajları ustalıkla dönebilmiş genç de haliyle mutlu oluyor.

    Ana sınıfından itibaren sınavlara entegre biçimde yetiştirilen genç eğitim hayatı boyunca ne kadar mutlu acaba? Yani mutlu bir kazanan olmak için mutsuz bir öğrencilik hayatı mı geçirmek gerekir? Soru bankaları, ödevler, projeler, deneme sınavları çocukların hayatında artık bir ayrıntı değil de bir esas olmaya başladı. Başarı sıralaması, yıl sonu başarı ortalaması artık çocuklar için çok erken yaşlarda bir hedef haline geldi. Önceden çalışkan olmak bir değerdi , şimdi  ise başarılı olmak bir değer haline geldi. Yani başarılıysan, değerlisin. Peki ya başaramazsan? Dizleri kanamadan büyüttüğümüz çocuklarımızın özsaygılarını hunharca katlediyoruz işte.

           Eğitim sistemi sürekli yenileniyor, daha iyi hale getirilmek için sürekli yenilikler yapılıyor. Örneğin ben, kredili sistem mağdurlarındanım. Liseye başladığımda kıyametler kopmuştu. Kredili sistem şöyle süper olacak, aman evlatlarımız böyle Amerika ile yarışacak. Sonrası malumunuz. Tarihin lüzumsuz projeler rafında yerini alalı yüzyıllar oldu sanırım. 

            Eğitim sisteminin zorlu ve çetrefilli. Peki ya öğretmenlerimiz bu sistemi bazen daha da zorlu ve anlaşılmaz kılmıyor mu? Tatillerde ödev verilmemesi  ile ilgili her sene MEB açıklama yapsa da tatil kitabı denen sevimsiz test kitapları ne yapıp edip evlere kimi öğretmenlerce gönderiliyor. Artık öğretmenler de başarı odaklı çünkü. İlkokul 1. sınıf öğrencisi için daha çok test çözmeli diye velisine öneride bulunan bir öğretmen benim için ayrı bir gezegene aittir. Kitap okumayı özendiren, yaratıcı yazılar yazmaya teşvik eden, gerçek üstü resimler yapması için cesaretlendiren öğretmenler görmek istiyorum. Öğrencinin içindeki merak duygusunu yakalayan öğretmen , gerçek öğretendir. Öğrenciyi merak duygusundan yakalamak bir öğretmenlik refleksidir. Çocukta bunu görür ve büyütürsün. İşte bütün mesele bu.

           Sınıfta kımıldamayan, gülmeyen, dersi kaynatmayan , bir seferde anlayabilen, gözünü öğretmenden ayırmayan, dikkat süresi 40 dakika olan süper öğrenciler beklentisinde olan tüm öğretmenler keşke başka meslek seçseymiş diyorum. Sınavlar, sistem zorlayıcı olsa da öğrencilerinin farklı öğrenme özelliklerinin farkında olan öğretmenler daha mutlu öğrenciler yetiştirecektir.

          İşte tüm bu keşmekeşin içinde çocuklarım mutlu bir öğrencilik hayatı geçirip mutlu olabilecekleri meslekler seçsinler istiyorum. İmkansız değil ama  zor biliyorum. Ama anne olarak da beklentilerimi  Kaf Dağı’na çıkartmıyorum. Herkese mutlu başarılar dilerim.

Görsel:https://tr.pinterest.com/pin/193162271500062375/