13 Ağustos 2017 Pazar

Böğürtlenli, Beyaz Çikolatalı Pasta

   
        Böğürtlenli beyaz çikolatalı  pasta denilince insanın aklına ne kadar ihtişamlı bir pasta geliyor değil mi? Halbuki keki de kreması da çocuk oyuncağı bu pastanın tarifi bir tembel işi olarak çok kolay. Böğürtlenlerin de mevsimi geçmeden buyurun, geçelim yapım aşamasına.
Malzemeler
Kek
3 yumurta
1.5 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı süt
3 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
50 gr kakao
Krema
Dr Oetker beyaz çikolata sosu
2 su bardağı süt
Böğürtlen

         Mikserle yumurta ve şekeri iyice çırptıktan sonra süt ve sıvıyağı ilave ettim. Biraz daha çırptıktan sonra da elenmiş unu, kakaoyu ve kabartma tozunu ekledim. Çok düşük ayarda çırptıktan sonra yağlamış tepsiye karışımı döktüm. 200 derece fırında 25 dk pişirdim. Kreması içinde Dr Oetker beyaz çikolata sosunu 2 su bardağı sütle karıştırıp pişirdim. Krema ılınınca kekin üzerine döktüm. Böğürtlenleri de üzerine büyük bir zevk ve mutlulukla dizdim. İşte hepsi bu.

          Bu seneyi böğürtlen senesi ilan ediyorum. Böğürtlen toplamak için bu sene epey efor sarf ettim. Dağ, tepe, düzlük demedim keçi gibi sektim durdum. Bu pastadaki böğürtlenler annemlerin bahçesinden yani yabani değil. Tabii ki çok güzel ama gönül illaki olmayanı arıyor. Dağ , bayır gezerken fıtığımı da epey büyütmüşüm.  Evvelsi gün sol bacağımdaki dayanılmaz ağrıyla apar topar ameliyata alındım. Şu anda kuzu kuzu ameliyat sonrası yatıyorum. Boş durmayı oldum olası beceremem. Hazır fırsatını bulmuşken eski dostum blogumla biraz ilgileneyim istedim.




             Şikayetim yok ama hayatın rutinine şükretmek gerektiğini bir kez daha anladım. Allah şifa arayan tüm kullarının yardımcısı olsun. Bir de stresiniz kıt, neşeniz, böğütleniniz bol olsun.
           
       

8 Ağustos 2017 Salı

Dumanlı Dağlar, Biz Geldik!

             Samsun'dan çıktık yola, dumanlı dağlara varmaya. Her ne kadar Karadeniz'in tam göbeğinde yaşasam da Doğu Karadeniz her zaman ilgi çekici ve keşfedilesi gelir bana. Yani bıkmam, bıkamam. Bir numaralı sebebim yeşil ve mavinin  koyun koyuna olmasıdır.  Hem büyükleri ziyaret hem de kısa bir kaçamak adına biz de düştük yollara. Hava, elbetteki değişken ve kararsızdı. Yağarken bir anda güneş açabilir, hafif bir rüzgar bir anda fırtınaya dönüşebilir buralarda. Ama idmanlıyız tabii bunca yıldır. Bu arada Kazım Koyuncu da Hayde ile  eşlik etsin isterseniz.

             Tirebolu ilk durağımız oldu. Giderken sağda kalan Tirebolu 42 Çay Tesislerine uğramanızı tavsiye ederim. Açık büfe kahvaltı, bakır çaydanlıkta mis gibi çay ve yöresel lezzetler oldukça uygun fiyata. Hele bir balı var. Tirebolu'da yeşil ve mavinin arasına yol girmemiş. Denizin doğal yapısı korunmuş.  Daha sonra Tirebolu Kalesi'ne gittik. Kale'nin yakınındaki Kale Restorant'a uğrayıp meşhur pidesinden yedik. Kesinlikle tavsiye ederim, resmen damak çatlatıyor. Tirebolu sahili, sakin ve temiz bir havaya sahip. Havanın rüzgarsız olması da şansımızaydı elbette. Denize kollarını açıp sarmalayan Tirebolu, çok sevdim seni.












           Eşimin baba memleketi olan Eynesil de çok şirin bir yerdi. Ancak sahilden geçen yol deniz havasını biraz koparmış ilçeden. En çok Eynesil kalesini sevdim burada da. Ben de çıkılmadık kale bırakmamışım hani. Eynesil ve Tirebolu kaleleri ne yazık ki kendi haline bırakılmış. Şehrin içindeler ama yoklarmış gibi davranılmış. Tanıtımı, tarihi gibi bilgilere ancak internetten ulaşabiliyorsunuz. Ey yetkililer, sözüm size; biraz turistik adımlar atın da şehrinizin tarihini elaleme tanıtın lütfen. 





                 Oy Trabzon, Trabzon içi kalaylı kazan diyoruz ve şimdi de rotamızı Trabzon, Hayrat, Yarlı Köyü'ne çeviriyoruz. Önceleri Of İlçesine bağlı olan Yarlı köyü şimdi Hayrat'a bağlı. Ama bize göre hala Of'a bağlı. Babamın doğduğu , Ata yadigarı köyümüze gitmek, çocuklarımı köyümle tanıştırmak benim için çok değerli bir anı oldu. Ama köy de köy hani. Sıra sıra dumanlı dağları karşısına almış, yeşilin en ihtişamlı tonuyla boyanmış, belki kalesi kulesi yok ama aslan gibi dimdik ayakta kalmış Yarlı Köyü. Çaycılıkla geçimini sağlayan yöre halkı için hayat elbette bu güzel tabloyu izlemek kadar kolay değil. İnce belli bardakta gelin gibi süzülen çayın macerasına yarenlik etmek pek kolay değil tahmin edeceğiniz gibi. Ama manzarası, havası, çayı, halkı ile benim köyüm dünyada bir tane.Karadeniz, böyle güzel işte, denizi dalgalı, dağları dumanlı, kemençesi efkarlı.


















            Köyden sonra dönüş rotası için Trabzon'a döndük. Aklımda Pokut Yaylası vardı. Ama çocuklarla yolculuk zor olacağı için vazgeçtim. Ama bir daha ki sefere Sultan Murat Yaylası'na çıkmak istiyorum. Zaman ve rüzgar bizi nereye sürüklerse , biz oradayız doğrusu. 

           Karadeniz, yeşilin en güzel hali. Ancak gitgide yükselen dev binalar, oteller denizin kenarını taşlaştırıp, tabiatı küstürüyor. Turizm, tanıtım, az önce de belirttim, ekonomik ve kültürel olarak önemli bir kaynaktır. Ama gelen turistin ziyaret sebebi senin ağacının yeşili, denizinin mavisiyse onu doların yeşiline değişme güzel hemşerim. Senin beğenmediğin, terlikle kovaladığın arının nesli tükenirse dünya tükenir ama senin neslin tükenirse dünya hiç bir şey kaybetmez insan kardeşim. Üç beş kuruşun peşine düşüp torunlarımıza miras betondan bir dünya bırakmayalım. Ne mi yapalım o zaman? Balkonumdaki saksıda bile çam ağacı, erik ağacı yetiştiriyorum. Doğa gözümüzü açarsak yapabileceğimiz çok şey var. Peki daha yeşil bir dünya için senin önerin nedir?