29 Şubat 2012 Çarşamba

AİLE İÇİ ŞİDDETE SON

      Aile içi şiddet, sosyo-ekonomik ya da kültürel durum gözetmeksizin toplumun her kesiminde karşımıza çıkıyor. Sebepleri toplum bilimcilerce araştırılıyor, son vermenin çareleri aranıyor. Şiddete maruz kalanlar büyük oranda kadınlar ve çocuklar. Şiddet uygulayıcısı olarak da erkekler baş rolü alıyor. Güçlü olan tarafın güçsüz olana yaptığı sözlü ya da fiziksel saldırıların tümü şiddet kapsamına giriyor. 
       Aile içi şiddetle ilgili en büyük çaresizlik ise, olayın aile meselesi olarak adlandırılması. İnsanlar çoğu zaman şahit oldukları bu duruma karışmak istemiyor. Halbuki bu yaklaşım, vicdanlara yapılan plasebo etkisidir. Gazetelerde okuduğumuz ve üzülüp çevirdiğimiz bir haber olarak kalıyorlar çoğu zaman. Şiddet mağdurları için neler yapılabilir? İşte bu sorunun cevabı http://aileicisiddeteson.com 'da. Bu sitede şiddet mağdurlarının neler yapabileceği, ilgili telefon numaraları belirtilmiş. Ben şiddete maruz kalmıyorum demekle bu konudaki sorumluluğumuzu inkar etmemeliyiz. Şiddete maruz kalan komşunuz, akrabanız da olabilir. Ya da çok sevdiğiniz çocuğunuzun sınıf arkadaşı da. Kadına ve çocuğa şiddet konusu yıllardır medyada komedi konusu olarak işlendi. Biz de güldük ağlanacak halimize. Bilgi sorumluluk gerektirir. Acıyarak kimseye yardımcı olamazsınız. İnsanlara doğru adımları atması için destek olun. Ayrıntılı bilgiler aşağıdaki linklerde belirtilmiştir. 
http://aileicisiddeteson.com
Tehlikedeyseniz yardım isteyin
 Şiddet gören birisine nasıl yardım edersiniz
 İstatistikler
http://www.facebook.com/aileicisiddeteson


Acil telefonlar
• Hürriyet Aile içi şiddet acil yardım hattı- 0 212 656 96 96-0 549 656 96 96
• Polis imdat – 155
• Jandarma – 156
• Ambulans -112
• Alo 183 (SHÇEK Aile, Kadın, Çocuk ve Özürlü Sosyal Hizmet Danışma Hattı)

25 Şubat 2012 Cumartesi

AÇEV ANNELERİ

 3 yıl önce AÇEV 7-11 yaş Anne Destek Programı uygulayıcı eğitimi aldım. Ben ve 20 Psikolojik Danışman arkadaşım Samsun'un ilk  anne eğitimi uygulayıcıları olduk. 10 gün süren eğitimimizde her detayın üzerinden geçildi. Büyük bir ciddiyetle okullarımızdaki annelerimize Anne Destek Programını uygulamaya başladık. Bu süreç içinde eğitim alan meslektaşlarımın sayısı da arttı, katılımcı annelerin de. AÇEV, Samsun'da kocaman bir aileye sahip şimdi.


Cuma günü sevindirici bir haber aldım. Pazartesi ve Salı günü Anne Destek Programının yenilenmiş hali bizlere tanıtılacaktı. AÇEV eğitimlerini çok seviyor olmam, bana birden bir enerji verdi. Hemen yeni programı almak ve okulumda uygulamak istiyorum şimdi. 


Buradan tüm annelere duyuru. Hemen her okulumuzda Psikolojik Danışmanlarca Aile Destek Programları ya da Anne Destek Programları uygulanıyor. Mutlaka yakınınızdaki okullarla iletişime geçin. 8 yada 10 hafta kadar süren bu eğitimler bir çok konuda ailelere yardımcı oluyor. 


AÇEV 'in Anne Destek Programı sadece anneler  için. Bu sene ki yenilenmiş programda kadın hakları, kadın istihdamına daha çok yer verileceğini biliyorum. 
Benden size tavsiye, sakın zaman kaybetmeyin;)))

24 Şubat 2012 Cuma

ORÇUN'UN SUÇU NE

Gülse Birsel sağolsun, Avrupa yakasından sonra Yalan Dünya ile yine kalabalık bir hayran grubu oluşturdu. İnsanlar sokakta, işte, evde , okulda sürekli dizinin karakterlerinden bahsedip duruyor.
Öyle ki karakterler dizinin hikayesinin de önüne geçmiş durumda. Bu hafta ne oldu demek yerine , bu hafta Tülay ne yaptı, Nurhayat ne dedi? gibi meraklara tutulur olduk. Karakterlerin içinde öyle biri var ki. Böyle bir bomba televizyona ilk defa düştü. Kirli sakalı, dış bükey göbeği, kemer tutmayan pantolonlarıyla Orçun (Bartu Küçükçağlayan)  realitesinin önüne geçilemez oldu. Orçun kazaklarından , pantolonlarından her giydiği, her hareketi olay oldu . Orçun olmaktan O'nun gibi anılmaktan korkuyoruz. İçinden geldiği gibi davranan, toplumun gösteriş budalalığına terlik fırlatan son kahramanımız gibi doğal alabilmek cesaret ister de ondan. Gerçi biraz kurnaz ama o da O'nun nazar boncuğu olsun artık.




22 Şubat 2012 Çarşamba

KARDEŞİ BEKLERKEN

      Yeni evli çifte  en sık sorulan soru; Çocuk ne zamandır. Çocuk dünyaya gelir gelmez de sorulan ilk soru; İkinci çocuk ne zamandır. İnsan bu sorular karşısında afallar, dilini yutar ama cevapları basit aslında. Zamanı geldiği zaman. İlk çocukla evlilik ayrı bir tempo kazanır. Uyku saatleri, yemek düzeni, eşyaların düzeni derken çocuklu hayatın içinde bulursunuz kendinizi. Zaman denen tatlı cadı yine ileri tuşuna basmıştır ve hızla bu düzene alışılmıştır.  İkinci çocuğa ne dersin demeye kalmadan, hop bir bakmışsınız yeni bir beşik, yeni biberonlar almışsınız ve ikinci çocuğunuz kucağınızda.      Biz büyükler alışkınızdır bu hızlı tempolara. Ancak evimizde bizimle ortak yaşam alanını paylaşan büyük çocuk olarak adlandırdığımız ama hala küçük olan çocuğumuz alışık mı bakalım bu maratona. Yeni doğan kardeşi kabullenmek ilk çocuk için kolay değildir. Anne babasını kaybetme korkusunu, kendine ait özel alanların işgal edilme korkusu, terk edilme korkusu gibi durumları yaşayabileceği bir tünele girmiş gibi de hissedebilir ilk göz ağrınız. Peki nasıl yardımcı olabiliriz bir numaramıza

  • Yeni doğan kardeşiyle birlikte gerileme gösterebilir. Yani parmak emme, gece altına kaçırma, ağlama nöbetleri geçirme gibi durumlar gözlenebilir. Anne-baba bu durumlar karşısında kesinlikle azarlamamalı, alay etmemeli, küçümsememeli. Çocuğa bu durumlarda daha fazla ilgi ve sevgi gösterilmeli. 
  • 'Sen büyüksün, o daha küçük' diye başlayan cümlelerden kaçının. O'nun da küçük olduğunu unutmayın. İkisinin de eşit olduğunu sık sık belirtin.
  • Abartılı hediyelerden , tavizlerden uzak durun. Kardeşini kıskanmasın kampanyası başlatmayın açıkçası. Çünkü çocuğunuzun bunların sürekli olmasını isteyecektir. Abartılı istekleri yerine getirilmediğinde bu durumu size karşı kullanabilir.
  • Yardım isteyin ama zorlamayın. Kardeşinin bakımına yardım edebileceğini belirtin. Bu onları yakınlaştıracaktır. Ancak zorlamaya kalkmayın. 
  • Kıskançlık kelimesini kesinlikle kullanmayın. 
Zaman içinde hayatın ritmini evin tüm bireyleri yakalayacaktır. Yeter ki evin içinde sabır ve sevgi olsun...

21 Şubat 2012 Salı

GÜNEŞ Mİ GÖRDÜM NE?

Sabah sokağa çıktığımda güneş gözlerime hücum edince anladım ki  bahar gerçekten geliyor. Öyleyse sıradaki şarkı benden Güneş'e gelsin. Kendini de fazla özletmesin.

19 Şubat 2012 Pazar

ANNE BABA BENİ DİNLE!!!


           Anne babaların çocuklarıyla ilgili sık söyledikleri bir söz vardır;'Çocuklar büyüdükçe, dertleri de büyür'. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklardan bahsedilirken kullanılır bu serzeniş. Halbuki genç cephesinde durum bambaşkadır. Üstlerinde yaşları büyüdükçe artan bir baskı olduğunu ve buna bir anlam vermediklerinden şikayetçidirler. İki taraf da davalı, iki taraf da davacıdır artık. Ortak hayallerin yerini ortak endişeler almıştır. Bizim çocuktan adam olmaz, benden adam olmaz. Karşılıklı çatışma yerini karşılıklı yenilgiye bırakır sonunda. Zamanın kaçınılmaz duraklarındandır çatışmalar. Ama zorlu sınavı itici bir güce çevirmek için hayata dair püf noktalarını atlamamak gerekir aslında. 
Anne babaların sıkça yaptığı yanlışlardan biri nasihat vermektir. Nasihat verirken, gence 'senin aklın almaz, aslında doğrusunu biz biliriz' ,'bizim zamanımızda böyleydi', 'bizi utandırma' tarzında bir yaklaşım seçildiğinde sonuç hiç de anne babanın beklediği gibi olmaz. Gencin seçimlerinde yanlışları fark edip, onu uyarmaya çalışmak elbette koruma güdüsünden gelen en masum yaklaşımlardan biridir ebeveyn için. Genç tepki gösterip, sonuç bir iletişim kazasıyla sonuçlanabileceği gibi; dinler görünüp gizlice kendi bildiğini okumaya devam da edebilir.
Çocuğun hayat kılavuzu anne babasıdır. Ama bu kılavuzu zor okunur bir şekle sokan da kolayca anlamasını sağlayan da yine anne babasıdır. Genci dinlemekle başlar tüm zorlukları yenmek. Gözünün içine bakarak, kendini onun yerine koyarak, artık beş yaşında olmadığını hatırlayarak. Evladını gerçek anlamda tanımayan ne çok ana baba vardır. İlgi sinyallerini sadece çocuğu tehlike alarmı verdiğinde çalıştıran bir çok ana baba olduğu gibi. 
Onu tanımaya çalışmak, ortak zevkleri keşfetmek  daha rahat bir iletişim sağlayacaktır halbuki. Aile kaçması gereken dört duvar halin geldiğinde gerçek tehlikenin kollarına ellerimizle çocuğumuzu bırakmış oluruz aslında.
Anne babalık , kahramanlıktır aslında hayat denen mücadelede. Ama cephede kazanayım derken masa başında savaşı kaybeden yetişkinleri de unutmamak gerekir.  
Uzlaşmak için çocuğu tanımalı , tanımak için dinlemeli, dinlemek için ön yargıları kırk kilitli sandıklara saklamak gerekli.  Tanıdıkça karşılıklı  olarak sevginin arttığını hissetmek emeklerinizin mükafatı olacaktır adeta...

KADINLIK ZOR İŞ BE KARDEŞİM

    Kadınlık zor iş, hem de çok zor iş. Şu bilinen kadın yakınmalarından sanmayın sakın. Şikayet de değil, sızlanma da. Sadece biz kadınlar için hayat çarkı biraz fazla hızlı dönüyor sanki.
     Daha dün çocukken oynadığın, sarıp sarmaladığın bebeğin gerçek olmuş , kucağında duruyor. Sokakta oynarken  içine çakıl taşı  doldurduğun oyuncak kapların gerçek olmuş mutfağında duruyor, oyununu bozdu diye kızıp hırpaladığın çocuk büyümüş şimdi kocan olarak karşında duruyor. Okula iki örgülü saçlarınla sallana sallana gittiğin yolda şimdi koştura koştura işe gidiyorsun. Tam bu hallere alışmaya başladın ki çark yine bir süratle dönmeye başlıyor.
      Ninnilerle uyuttuğun, seni dinlemeye doyamayan  bebeğin gitmiş yerine sınavlarla boğuşan bir genç gelmiş. Düşerse bir şey olur mu diye korktuğun bebeğinin geleceği için korkuyorsun şimdi. Önceleri rahat olsun diye aldığın spor ayakkabılarını şimdi yürüyüş yapmak için kullanıyorsun. Rahat yaşamanın felsefesini sağlıklı yaşam alıyor bu aralar. Bir zamanlar kalbinin ortağı olan kocanın yerini artık sadece ev arkadaşın olmuş kocan almış.
         Kendinle ilgili planlarının yerini artık çocuğunla ilgili planlar almış. Hani ispanyolca öğrenecektin, gitar çalmayı ilerletecektin. Kariyerinde hedeflerin vardı. Kilo almayacaktın, 35 inde bile 25 gibi duracaktın. Dünya işleriyle kafanı yormayacaktın. Arkadaşlarınla haftada bir gece dışarı çıkacaktın..
Hayat hızlı akıyor gerçekten. Bu çokça söylenen lafın anlamını kavramak için iş işten geçmesin artık. Eş olmak, anne olmak , evlat olmak hepsi tartışılmaz yücelikte hisler. . Kadınlar çevrelerine iyilik perileri gibi sürekli şifa dağıtıyor, güzellikler saçıyor, mutluluk , düzen veriyor. Ama kadınlar kendilerini ertelememeli. Az ama verimli vakitler ayırabiliriz kendimize.  Benden geçti demeyelim artık. Eski Roma'da esirlerin aslanlara meydan okuması gibi biz de yıllara meydan okuyalım. En büyük gücü kendimize saygımızdan alırız aslında.
        Kendimize kızgınlıkla geçireceğimiz yılların yerini gurur dolu yıllara verelim; haydi.

13 Şubat 2012 Pazartesi

ERKEKLER VE ÇİZGİLER

  Çizgi film denince akla ilk çocuklar gelir. Halbuki bu çok da doğru değildir. Her yaştan insan çizgi filmleri zevkle izler. Onları izleten sağa sola çarpıp , savrulup bir türlü ölmeyen, yaşlanmayan, büyümeyen kahramanlarıdır. Kahraman demişken erkekleri hep bir çizgi film ya da masal kahramanına benzetmişimdir. Belki bu durum onları daha çekilebilir kılıyordur. Bakalım en çok hangi renkli karakterler etrafımızda dolanıyor da bizim haberimiz yok.


1. Garfield: Tombul ama sevimli  bu kedi azmanı aslında bir çok erkeği temsil ediyor.' Dünya yanmış umrumda değil, dur bir odun da ben atayım' tarzı bakışları, televizyonun karşısındaki kanepedeki resmi yerleriyle Garfield sık rastadığımız bir karakter. Hayatları televizyon ve mutfak arasında geçip gider. Tam bir homini gırtlaktır. Bir o kadar da tembel. Ama kendine göre; gıdısına ve göbeğine rağmen çok yakışıklı ve karizmatiktir. İlişki için fazla çaba sarfetmekten hoşlanmaz. İlişkiyi dişi kuş kurar, beyimize sev denir sever. Bir kadını kendine aşık etmek için hiç uğraşamaz. Pardon uğraşacak gücü kendinde bulamaz. Kadınını çok sever, üzülsün istemez.Ama kendi üzülsün hiç istemez. Empati gücünden yoksun olduğundan karşısındakini çıldırtmayı iyi başarır. Tatlı su maçoluğuyla arada bir çevreye kafa tutar. O zamanda başına açılmadık  bela bırakmaz. O masum bakışları da olmasa Garfield erkekler hiç ama hiç çekilmez. Eee, Garfield'ı olana kolay gelsin diyelim artık.


 2. Peter Pan: Çocuk ruhlu erkeklerin fenomenidir kendisi. Peter Pan erkekler , çevresindekileri etkilemeyi çok iyi başarır. Bunun için tüm performansını sergiler adeta. Çevresine adalet dağıtmakla yükümlü görür kendisini ve her olaya burnunu rahatlıkla sokar. Kadınları etkilemeyi başarır. Enerjisi, sevimliliği, meydan okuyucu tavrıyla biz kızlar bayılırız Peter Pan 'lara. Olmadık hokkabazlıkları bir de camdan kalpleri vardır. Hemen kırılıverir. O an ki dehşetinden kaçmanızı tavsiye ederim. Bu lunapark tadındaki adamlar başta eğlenceli gelse de zamanla sizi sıkmaya başlayabilir. Yani Peter Pan erkeklerde de ilişkiyi yürütmek yine kadına düşüyor. Bakınız


 3. Şimşek MqQueen: Hızlı çocuk ya da bay beyaz  gülücük de diyebiliriz onlara. Yakışıklı ve karizmatik olmaları birinci kurallarıdır. Güzel oldukları kadar küstah da olan bu tiplere kızlar genelde burun kıvırır gibi dursa da yalandır. Deli olurlar. Dişi bünyede Biscolata erkeği etkisi yaratan hızlı çocuklar , her evde bulunması istenilen bir tiptir. Hafif bir maçodur bunlar. Arabaları, futbolu, gece gezmelerini çok severler. Övülmeden yaşayamazlar. Mısıra gübre verir gibi bunlara da ego vereceksin. Romantik sayılırlar. Öyle aman aman tiplerine rağmen güzel ve akıllı kızlardan pek hoşlanmazlar. En güzel, en havalı o olmalıdır. Eh fena çocuk değildirler ama çelik gibi sinirleriniz varsa.


 4.Sünger Bob: Bir nevi Burhan Altıntop da diyebiliriz onlara.Lüzumundan fazla konuşkan, fazla becerikli ve fazla bilmişlerdir. Sevimli kişilikleriyle hemen çevre yaparlar. Ama her şeyi bilirim, her işin üstesinden gelirim takıntıları çevresindekilere hayatı zehir eder. Sünger Bob'lar yeni tanıştığınızda süperdirler. Fedakar, çalışkan, becerikli, süprizli. Ama belli bir zaman sonra; alıngan, sitemkar, şikayetçi yapılarını da görmeye başlarsınız. Yaptıkları her işi zafer havasında kutlamalısınız. Kontrol Manyaklığı hastalığına da sahiptirler. Kendileri de farkında değildir ama hafif narsisttirler. Övgü almak için yaşarlar. O'na yeterli ilgiyi vermezseniz, vay halinize. O yüzden aman aman çok dikkatli olun bu Bay Ayşe Teyze'ye. 


Hepsi bu kadar mı, elbette değil. Devamı çok yakında:)))

11 Şubat 2012 Cumartesi

AAA, KUTUDAN FİL ÇIKTI

 Evet kutudan fil çıktı ama yalnız değildi  .  Delon'dan çikolata, kalp yastık ve benim baştacım olan Aşk kitabı, anahtarlık da fil kardeşe eşlik ediyordu. Nereden geliyor bu aşk kokan hediyeler diyecek olursanız. Geçen hafta Facebook'ta Filli Boya- Hayatını Renklendiren Aşkını Anlat kampanyasına katıldım. Aşkıma olan  aşkımı bir iki paragrafa sığdırmaya çalıştım. Ve kazanan 20 kişiden biri olmuşum. Bu duruma en çok aşkım sevindi. Ben olmasaydım yazamazdın diye hemen böbürlenmeye başladı. Haksız da sayılmaz hani.  Neyse sonuçlar açıklandıktan iki gün sonra hediye paketi elime ulaştı.  1. olan yazı pazar günü HaberTürk gazetesinde Elif Şafağın kaleminden satırlara dökülecek. Yarını sabırsızlıkla bekliyorum. Eğer benim yazım seçilirse aşkımın havalarıyla artık hiç uğraşamayacağım sanırım.

8 Şubat 2012 Çarşamba

VE TANRI ANNE'Yİ YARATTI

  Ve Tanrı anneyi yarattı. Yaratırken kimi zaaflarını yok etti, kimi zaaflarını yeniden var etti.Kadına ummadığı güçler, ummadığı hisler bahşetti. Kimi anne var olurken, kimi kadınlar annelikle yok oldu gitti. Bazısı da annelikle kadın olmayı fevkalade bir araya getirdi. 
   Uykusuzluğa karşı direnç verdi anneye. Günlerce, haftalarca uykusuz kalıp , bebeğinin var olması için dişini tırnağına taktı kadın. Güçlü kollar, güçlü eller verdi. Yıllar boyunca bebeğini kucağında taşıyabilsin, en lezzetli meyve pürelerini yapabilsin diye. Güzel, bakımlı tırnaklarını aldı. Onun yerine kısacık, süper hijyen tırnaklar verdi. Bebeğini zararsız büyütebilsin diye. 
     Moda dergilerini, sivri topuklularını aldı.Onun yerine; araştırma gücü, bilgelik verdi. Hangi sebzede kaç mg vitamin var, hangi kitap onun gelişimine yardımcı olur diye. Parlak, şık çantalarını aldı.Kocaman, leke tutmayan çantalar verdi. Çünkü çocuğun ne kadar küçükse , çantada o kadar büyük olmalıdır aslında. 
     Akşam gezmelerini aldı, onun yerine oyuncaklı, palyaçolu restoranlar  verdi Bebek eğlendikçe O da eğlensin diye. Yarını planlama becerisinin yerini önümüzdeki 20 yılı planlama becerisi aldı. Gelecek için daha da endişelenmesin diye. 
     Magazin programlarının, dizilerin yerine cicişli bicişli çizgi film kanalları aldı.  Bebek güldükçe, anne de gülebilsin diye. Umursama duygusu bahşedildi kadına. Kendinden başka bir varlığa daha fazla hatta çok daha fazla değer versin diye.
    Karşılıksız sevgi konuldu kadının kalbine. Defalarca minik bebeğince kırılacağını bile bile, bir ömür boyu onu hiç bir şey beklemeden  sevme lütfuna erişti kadın. İşte bu lütuf dünyadaki tüm zevklerden üstün kılındı o anda...
    

7 Şubat 2012 Salı

Otizm

 Bu aralar özel eğitim konusuna daha çok ağırlık vermek istiyorum. Yakında otizm ile ilgili yazılarla postlara devam edeceğim.Ama herşeyden önce farkındalık lütfen...

5 Şubat 2012 Pazar

KIŞ GÜNEŞİ

Kışın tam ortasındayız Hatta geçen hafta hoplaya zıplaya kar topu oynamıştık. Ama bugün, tatilin son günü olduğundan mıdır bilinmez, harika bir güneş vardı. Koştuk doğruca parklara, bahçelere. Nasıl özlemişiz yeşili, güneşi, maviyi.






                                                                       çiçek ege
çiçek orhun



 bu çiçeğin adını bilmiyorum. Çiçek midir onu da bilmiyorum. Üfleniliyordu onu biliyorum...



 4 yapraklı yoncayı ben aradım ama bulamadım, belki siz  bulursunuz:))


Güneş bana ceee yaptı

seni seviyorum Samsun

2 Şubat 2012 Perşembe

THE HELP- DUYGULARIN RENGİ

   1960'ların A.B.D'si . Kennedy, Martin L. King ve ırkçılık ülkenin ve haliyle dünyanın gündemini oluşturuyor. The Help(Yardımcı) filmi  siyahilerden af diler nitelikte bir film. Bir kitap yazdım ve bütün hayatım değişti de diyebiliriz film için.  Beyaz anneler , çocuklarını doğurduktan sonra siyahi yardımcılarına emanet ediyor. Anneler zamanlarını daha ziyade briç partileri, yardım derneklerinde geçirirken, çocuklarının sorumluluklarını almayı pek tercih etmiyor. Ancak yardımcılarının bir insan olduğunu unutarak, akla hayale sığmayacak şekilde dışlayarak ve düşük ücretle çalıştırarak yapıyorlar bunu. Günümüzde böyle bir duruma inanmak gerçekten çok zor. Ama gerçek olduğunu bilmek ve bunu hazmedebilmek daha da zor. 
    The Help, başta ırkçılık karşıtı bir film olarak görülüyor. Ama kadın dayanışmasının da çok güzel bir örneği olmuş bana göre. O yıllarda kadınların çalışması, erkeklerle aynı güçte olması ayıp hatta sakıncalı bulunurken üç kadın çevresine gereken dersi veriyor bu filmde. Gerçi günümüzde de hala kadınların başarılı olması mucize ya da torpille açıklanıyor. The Help tüm bunlara inat kadınların, farklı renkte ve kültürdeki insanların kimseden farklı olmadığını beyaz erkek egemen dünyaya haykırıyor bana göre. 
   Oyuncular da takdire şayan.Film ; En iyi film, en iyi kadın oyuncu (Viola Davis), en iyi yardımcı kadın oyuncu(Octavia Spencer), (Jessica Chastain) dallarında üç Oscar'a aday.  Viola Davis ve Octavia Spencer Oscar'ın habercisi olan SAG ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ve en iyi yardımcı kadın oyuncu ödüllerini hak etmiş bulunmakta.
Ve benim Oscar'ımı soracak olursanız. En iyi yardımcı kadın oyuncu dalında Octavia Spencer kesinlikle Oscar'ı hak ediyor. Filmi adeta sırtlıyor. Filmin en neşeli, en hüzünlü ve en kızgın sahnelerini o yaratıyor.   Yani o olmasaydı filmi bu kadar sever miydim bilmiyorum. Yine rol arkadaşı olan Jessica Chastain'de güzelliği ve şaşkınlığıyla rolünün hakkını veriyor. Ama bu filmde benim yıldızım Octavia Spencer . The Help'den bana en çok kalan, kadınların bir araya geldikleri zaman tüm dünyaya haddini bildirebileceğidir. Hepinize iyi seyirler...







1 Şubat 2012 Çarşamba

OSCAR'A DOĞRU 'MIDNIGHT IN PARIS'

Son zamanlarda izlediğim en temiz film diyebilirim. Woddy Allen filmde görüntü ve müziği o kadar dengeli kullanmış ki kendinizi o anda Paris'te hissediyorsunuz. Film , insanoğlunun mutluluğu arama çabası üzerine  farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Herkes bir şeylerden şikayetçi, mutsuzluğun sorumlusu ise genelde yaşadığımız çağ olarak gösteriliyor. İşte usta yönetmen bu konuda çok güzel bir bakış yakalamış. Esasen romantik komedi olan Midnight in Paris , felsefi unsurları da gözler önüne seriyor. 1920'lerinde Paris'e bir yolculuk bileti değerinde bu film.
Kalabalık ve ünlü bir kadroya sahip Midnight in Paris. Owen Wilson ve Rachel McAdams başrolleri paylaşıyor bibi görünse de filmde herkes başrol bana göre.Owen Wilson , kapının önünde terk edilmiş duran yavru köpek bakışlarını film boyu sürdürüyor. İtiraf etmek gerekirse çok da yakışıyor. Benim en beğendiğim aktörlerden biri de Adrien Brody oldu. Filmi henüz izlememiş olanlar için fazla ipucu vermek istemiyorum ama en sevdiğim sahnelerden biri oldu. 
Carla Bruni de film çekimlerinde epey haber olmuştu. Ama ben kendisi malum Fransız soğukluğuyla filme de Fransız kalmış bana göre. Ama hoş bir kadın, hakkını verelim. Bu arada usta oyuncu Kathy Bates'i her filmde olduğu gibi görür görmez sevmeye başlayacaksınız.
Oscar adayları açıklandı. Benim Oscar'ım Midnight in Paris ve Woody Allen'in. Zamanda yaptığı bu harika sanat şöleni için.