10 Ağustos 2013 Cumartesi

ANİMATÖR ANNENİN DİZİ AJANDASI

     
         Her yaz tatili öncesi kendime söz veririm 'Daha çok kitap okuyacağım, daha çok yürüyüş yapacağım, daha çok film izleyeceğim' diye . Ama kendime verdiğim sözler konusunda pek istikrarlı olduğum söylenemez ne yazık ki. Yazın bitmesine az bir süre kala üzerimdeki bu tembel bulutları kovarım inşallah. Peki bu aralar neler mi yapıyorum;
        İki erkek çocukla yapılabilecek her türlü şebeklik başta olmak üzere evimizde her türlü animasyon hizmeti verilmektedir. Ayrıca evde bulundukları saatleri kovalama, zıplamaca, penaltı atmaca olarak geçiren çocuklarımın arkasını  toplama , ütü, toz alma, evi süpürme gibi atölye çalışmaları da işletmemizde mevcuttur.         'Annneeeh kek yapalım hadeeee' deyip , ortalığı yumurta ve una bulayan , yerlere kakaoları döküp saçan çocuklarıma karşı da budist rahiplerini kıskandıracak derecede sabır teknikleri geliştirmiş bulunmaktayım. Günlerimi gördüğünüz gibi animatör, temizlik şefi ve sabır gurusu olarak geçirmekteyim. Tabii bu durumda kültürel faaliyetlere pek zaman ayıramadığımı itiraf ediyorum. 
         Çok mu acımasız oldum. Tamam, ben de kendimce bir iki eğlence buldum kendime. İzlediğim yabancı diziler sezon finali yapınca , dımdızlak kalmamak adına yeni maceralara yelken açtığım doğrudur. 

     Yeni keşiflerimin arasında ilk olarak Under The Dome var. Stephen King'in romanından uyarlanan TV dizisi her bölümde yeni  yeni sıkıntıların sahibi olmanızı sağlıyor. Bana kalırsa ilk 3 bölüm biraz ağır ilerledi , bu yüzden pek tat alamadım. Ama 7. bölümündeyim ve meraktan ölmek üzereyim. Hatta kitabını alıp okusam mı diye düşünüyorum. Sonra bir köşede durup alıp henüz bitiremediğim kitaplarım aklıma geliyor , utanıyorum. Alt yazılı film, dizi izlemeyi severim ama Under The Dome gibi biraz karışık durumları olan dizilerde keşke dublajlı izlesem dediğim de oluyor.

       Bana göre yazın bombası, en özgün senaryosu 'Orange Is The New Black'. Kesinlikle altyazılı izlemekten zevk aldığım bir dizi. 10 yıl önce işlediği bir suçtan dolayı hapishaneye giren Piper'ın hikayesini kimi zaman eğlenceli kimi zaman ise hüzünlü bir pencereden izleyebilirsiniz. Dizide şok gelişmeler ve şok sahneler oldukça mümkün. Benim en çok hoşuma giden ise herkesin hikayesine bir dokunuş yapılması.  Bir hapishane dolusu kadın, hepsi farkı hikayelerin kahramanı. Flashback'lerle karakterleri daha iyi çözümlerken ,neden sorusunun cevabını buluyorsunuz . Hayat bir sinema filmiyse, herkes kendi filminin başrol oyuncusu değil mi? 


Bu arada Orange Is The New Black'in müzikleri de çok iyi seçilmiş. Başlangıç müziğine siz de kulak verin istersiniz. Regino Spektor- You've got time.


           Sırf meraktan izlediğim, ağır mı ağır ilerleyen bir diğer dizi filmim ise Siberia. Dizi, Açlık Oyunları olarak başlıyor. Survivor olarak devam ediyor. Konusu ilgi çekici ancak, bu kadar gizem bu aralar beni sıkmaya başladı. Konusuna gelince , bir TV şovu için yarışmacılar Sibirya'daki Tunguska bölgesine yerleştirilir. Gözden uzak bir bölgede kuralsız bir yarışma başlamıştır. Ancak 1908 yılında gizemli olaylar yaşanan bu bölgede geçmişin izlerine hala rastlamak mümkündür. Haliyle yarışmacılar teker teker telef olmaya başlıyor.   Maksat, zaman geçsin anlayacağınız. 

            Hem animatör, hem sabır gurusu hem de temizlik şefi olduğumu söylemiştim. Ama bir TV bağımlısı olduğumu da söylememe gerek kalmamıştır sanırım. Unutmadan bir de Dexter var elbette. Ama onun yeri başka, bambaşka...
         

2 yorum:

  1. özendim şimdi sana haberleri bile izlemeye zor zaman buluyorum... sadece netten takip edebiliyorum... film dizi şu sıralar hayal benim için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim oğlanlar bu sene epey büyümüş. Kendi başlarının çaresine bakıp, kendilerini oyalamaya başladılar. E tabii ben de hemen durumu lehime çevirdim:))

      Sil