9 Ekim 2016 Pazar

Hep Böyle Miydik Sonbahar?

       

          Sevgili Sonbahar,
         Dört mevsimin içinde en sevdiğim sensin bilirsin. Bu mevsimde doğmam, bu mevsimde evlenmem,bu mevsimde küçük oğlumu kucağıma almam ve daha bir sürü güzel olayı beraberinde getirrdiğin için inceden bir torpil geçerim sana her daim. Kızıllı, safran sarılı gazellerinin hışırtısı ile ansızın bastıran ve  toprak kokusunu ruhumun her hücresinde hissettiren yağmurlarının da payı büyük tabii bu sevdada.
           
            Senin gelmenle denize veda şemsiyeye merhaba dediğime inanır mısın hiç üzülmüyorum. Yağmurda koşmayı da seviyorum çünkü ben. İşten eve gelirken kestane kebaplarının kokusunu içime çekmeyi , balıkçı tezgahlarının önünde dikilmeyi, üşütmeyen tatlı serinliğini ne çok özlemişim meğer.  Nerede hareket, orada bereket lafını kendime düstur edindiğimden tembellikten çekip kurtardığın, biz insancıklara iyi geliyorsun be Sonbahar.

              Rengin , melodin,bereketin bir yana  ruhunun dinginliğine hayranım. Tibette yedi yıl geçirmiş gibiyim yağmurunun altında. Çaylı, kahveli, simitli, susamlı sohbetlerin iyi geliyor insana her halükarda. Ama canım Sonbaharım, dünya cadı kazanına döndü bu aralar. İnsanlar ateş topu misali. Dinlemeyi unutup, hep emir verir olmuşuz. Kendimiz gibi olmayana tahammülümüzü, sabrımızı kaybetmişiz. Yardımseverlik, hoşgörü, sevgi, fedakarlık hep lafta bir de Sadri Alışık filmlerinde kalmış gibi geliyor artık bana. Eskiyi yad edip duruyoruz, gelecek için didinip duruyoruz, şimdiki zamandan şikayetçi oluyoruz. Biz hep böyle miydik be Sonbahar?

           
            Malum, sonbahar; daha az uyku daha fazla kahve demek. E haliyle daha fazla da düşünmek demek. Canını sıkmadan inşallah. Ama sen de anlamazsan beni başka kim anlayacak?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder