31 Ocak 2017 Salı

Kış Kurabiyesi

  
                Kara kış geldi, 15 gün  tatiliyle buluştu. Çocuklar için sıcak kakao, kurabiye ve kartopu savaşlarından ibaret gibi görünse de anneler için çok daha ciddi bir sınavdır aslında kar. Çocuklar karda türlü hünerlerini gösterip , tüm santimetrekarelerini ıslatırken bendeniz, bir kurabiye denemesi ile yine karşınızdayım. İki enerjik erkek çocuğunu tüm gün sokakta oyalamak kolay, marifet evde oyalamakta tabii. Birlikte kolları sıvadık, kış kurabiyesine giriştik. Herkesten bir emek olunca tadı daha mı güzel oluyor ne?

              Sadece tüketen bir toplum haline geldiğimizden şikayetçiyiz hep. Emek vermek, sabır göstermek, hassas olmak  üretici olmanın en önemli özellikleri.  Çocuklara bu kavramları öğretmenin en önemli yolu da birlikte bir şeyler yapmak ve onları cesaretlendirmek. Tabii tüm günümüzü mutfakta kurabiye pişirerek geçirmiyoruz. Evde didiştiğimiz zamanlar da oluyor elbette. Ama yaşamın doğal akışı değil mi bunlar. En azından bir küçük kurabiye parçası için verilen emeğin farkında olsunlar istiyorum.

                 Kış Kurabiyesi
Malzemeler
1 yumurta
1 su bardağı pudra şekeri
100 gr tereyağı-yumuşamış
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay kaşığı tarçın
1 çay kaşığı balkabağı baharatı (Özgenin Oltası)
Alabildiğine un

    Önce yumurta ve yumuşak tereyağı ve sıvı yağı mikserde çırptık. Daha sonra diğer malzemeleri ekleyip yoğurduk. Çok yumuşak bir hamur olmasın çünkü şekillendirmek için merdaneyle açtık. Hamuru ikiye böldük ve merdaneyle açtık. Daha sonra kalıplarla şekilleri çıkarıp yağlı kağıt serilmiş tepsiye nazikçe yerleştirdik. 180 derece fırında 12-13 dk pişirdik. Bir kısmını benmari erittiğimiz çikolataya batırdık bir kısmını da hazır glazür ile canımız nasıl istediyse öyle süsledik. Mutfak birbirine girdi, ortalık battı. Ama emek ve yemek arasındaki ilişkiyi canlı yaşamış oldular.

         Kış kurabiyesi adını verme sebebimiz de Özge'nin balkabağı baharatı karışımının tadı ve kokusu oldu. Kışın soğuğuna inat iç ısıtan mis gibi bir kokusu var çünkü bu karışımın. Ben keklerde de kullanıyorum hatta kahvelere de çok az katıyorum bazen. Kurabiyelerin yanındaki sıcak çikolata da Özge'nin Oltası'ndan . Bu tarif de kışımızı şenlendiren tatlardan oldu kesinlikle.  Bu arada hamur işerine çok daldım birazcık da kilo aldım. Aman diyeyim, şu tatili alnımın akıyla bitireyim inşallah.

           Sevgiyle, kurabiyeyle kalın :)



































27 Ocak 2017 Cuma

TATİL TATİL MİDİR?

    
     Sömestir tatilinde anne babaların aklını en çok kurcalayan konuların başında  Tatilden faydalanıp,  çocuğumun başarısını nasıl arttırabilirim? gelir. Eylül ayından bu yana tüm konuları mı tekrar ettirsem, gelecek konulara mı çalıştırtsam acaba? gibi perişan sorular rekabetçi anne babaların aklını bir elma kurdu gibi kemirir durur. Sonuç olarak ziyan olmuş bir tatilin yanında derin sarsıntılara uğramış ebeveyn- çocuk ilişkileri.
      
       Tatilde ödev olmaz diye diye sonunda Milli Eğitim Bakanı'nın da desteği ile yavruların yüzü bir nebze güldü. Ancak iş burada bitmiyor ki Sayın Bakanım, evde çocuklarını dünyanın en iyi tenişçisi, en mükemmel piyanisti, en hızlı fizik problemcisi olarak yetiştiren, bir veli profili var. Bence öncelikle bu zorlu engeli aşmamız lazım.
         
            Rekabetçi anne babalardaki "Ya çocuğum , Filiz'in kızından daha geriye düşerse" şeklinde yankılanan iç sesler tatili değil, bir ömrü ziyan eder. Aslında eğitimdeki rekabetçi bakış açısını harlayan öğretmen tutumlarını da yabana atmamak lazım. Çocuklardaki öğrenme merakını uyandırmak çok küçük yaşlardan itibaren ebeveyn ve öğretmenin ortak tutumuyla gerçekleşebilir. Her çocuğun ayrı bir öğrenme potansiyeli ve öğrenme yeteneği olduğunu öğretmen ve ailelerin unutmaması gerekir. Ama emir komuta zinciri ile gerçekleşen bir eğitim sistemi çocuktaki öğrenme merakının yerini öğrenme eziyeti haline getirebiliyor haliyle.
           
           Tatilden istifade edip, türlü test kitaplarını çocuğun burnuna sokmak faydacı bir yaklaşım gibi görünse de çocuktaki ve ailedeki iç gerilimi arttıran bir yaklaşımdır. Tatil, çocuğun hakkıdır. Geç kalktığı, birazcık daha geç yattığı, gezdiği, eğlendiği, yeni şeyler denediği en tatlı zamanlardan biridir.
           
             Anne babalar, bu süreçte çocuklarına olumlu bir model olarak tatili çok olumlu bir şekilde geçirmelerini sağlayabilir. Hani herkes,çocukların tablet ve telefonla vakit geçirmesinden şikayetçi ya, işe oradan başlamak lazım. Çocuğa ne gösterirseniz, çocuk onu taklit eder. Elinde telefon, çocuğuna "Git kitap oku " diyen bir ebeveyn tutumunun çelişkisi ne yamandır.

              Kısacası sevgili anne babalar; Tatili test ile zehir etmeyin. Hem kendinize hem de en kıymetlinize.

25 Ocak 2017 Çarşamba

Kurabiye Canavarı

  

       Sömestr tatilini tatlandırmak çalışmalarımın ilki "Browni Kurabiye" oldu. İki erkek çocukla kış ortasında evde kalınca  hem onların damağı şenlensin hem de anneleri kurabiye lanetini üzerinden atsın istedim.

         Yıllardır Kurabiye tarifleri toplar dururum. İlk sefer yaparım, fena olmaz hani. Ama ikinci, üçüncü denemede hayal kırıklığına uğrarım (Bu uğurda harcanıp giden tereyağlar için tüm ineklerden özür diliyorum). Demek ki çabuk havaya girip, şımarıyorum. Belki ondandır. Yok yok,  ciddiyim. Millet kafasından yazar kasa gibi takır takır tarif verir. Ben ise yazılı olanı anlayana kadar günü akşam ederim. Ama yenilen pehlivan güreşe doymaz, haydi bre dedim ve kolları sıvadım.

          Bu tarifin videosunu ilk olarak @damyskitchen instagram hesabında rastladım. Evet,  dedim beni tekrar sahalara döndürecek, çikolatayı benmari erittirecek, yumurta ile şekeri kafa kafaya çıptıracak, ince gram hesabı yaptıracak o tarif bu tarif dedim.  Tarif işte tam burada. Pasta şefi olan Damla'yı uzun süredir takip ediyordum ancak, ilk defa kurabiye yapma cesareti buldum. Ben bu tarifi baştacı ederim arkadaş. İçimdeki kurabiye canavarı serbest kaldı heyt.

            Dışı gevrek içi yumuşacık, ağızda dağılan, mis kokulu browni kurabiyeleri, Starbucks kurabiyesine benzetip beni şımartan, bir tane daha yemek uğruna türlü maskaralıklar yapan oğullarına da sevgilerimi sunarım.
            Evinizden kahkaha sesleri ve kurabiye kokuları eksik olmasın...

12 Ocak 2017 Perşembe

Her Çocuk Bir Kahraman


        Birinci dönemin sonuna geldik çattık. Eylül ayındaki okul telaşları, kırtasiye alışverişleri sanki daha dünmüş gibi geliyor bana. Çocuklar, gençler, anne-babalar bu süreçte epey bir koşturdu, emek sarf etti. Elbetteki yükün çoğu minik omuzlardaydı. Kimi zaman kocaman zaferler yaşadılar kimi zaman da not kırgınlıkları. Bazısı okulda çok sıkıldı bazısı da evinden çok okuluna sığındı.
       
             Her çocuk ayrı bir hikayenin baş kahramanı. Öğrencilik de bu kitaptaki en çetrefilli maceralardan biri. Her hikayede olduğu gibi bu hikayede de zorlu engeller, zaferler ve iyilik perileri de var elbette. Kitabın sonunun mutlu sonla bitmesi için  karnelerin yaldızlı notlarla dolu olması mı gerek peki? Hikayesini merakla ve eğlenerek yaşayabiliyorsa çocuk gerçek hayatta mutlu sona ulaşmıştır  demektir. Yani eğitim, çocuktaki merak duygusunu eğlence ve keşif ruhu ile birleştirme halidir. En azından ben böyle hayal ediyorum. Hikayedeki zorlu engellerden bahsetmiştim. Kimi çocuk için bazı derslerden 100 almak Kaf Dağı'nın ardındaki Zümrüdü Anka kuşundan bir tüy koparmak kadar zor gelebilir. Öğrenilmiş çaresizlik de çocuk tarafından öğrenilince hikaye daha puslu bir hal alır haliyle. Her çocuk ayrı bir hikaye olunca her kahramanın farklı güçlü yanları olduğunu da hatırlatmak isterim. Keloğlan zeki ve  dürüsttür, Pinokyo azimli, Küçük Kara Balık özgüvenli, Martı Jonathan ise özgürlüğüne düşkündür. 
        Hiçbir kahraman diğerinden üstün ya da zayıf değildir. Her çocuk da özeldir, biriciktir. Yetenekleri,ilgileri bambaşkadır. Yeteneklerini keşfetmeleri için fırsatlarla bazıları erken bazıları da geç fırsat bulur. İşte bu durum da hikayesinin rengini belirler. İşte bu noktada öğretmenlere ve ebeveynlere büyük rol düşüyor. 
             Karne notlarına gelir geçer. Birinci dönemde aldıkları notun ikinci dönemde alacaklarının bile garantisi yoktur. Ama Türkçe dersinde, kendi  yazdıkları bir  hikayeyi okuduklarında aldıkları hazzı aradan 30 yıl bile geçse unutamayacaklarının garantisini size verebilirim.
                Harika bir hikaye içindesiniz, hepiniz. İyilik perisi olup yol göstermek de taş olup kahramanın ayağına dolanmak da sizin elinizde.
                  Ödevsiz, ödülsüz, cezasız, okul çantalarının ve formalarının mutlulukla  fırlatıldığı bir sömestr tatili dilerim :)

Kitap Önerisi: Beni Ödülle Cezalandırma- Özgür Bolat

Görsel:https://tr.pinterest.com/pin/147281850287218841/