26 Kasım 2015 Perşembe

Daha İyi Bir Dünya Yok

     

      Siz öyle Mars'ta su bulundu, Pluton'un yakından  fotoğrafı çekildi haberlerine fazla kanmayın sevgili dünyalı kardeşlerim. Milyarlarca yıldır bu mavi küreyle bir bütün olmuşuz, şöyle ya da böyle suyundan, havasından, karbonundan, oksijeninden nasiplenmişiz. Öyle , kafamız bozulursa çeker gideriz , bize dünya mı yok havalarına girmeyin ne olursunuz. Daha iyisi yapılana kadar en iyisi bu işte.

         Madem öyle biraz sahip çıksak misafiri olduğumuz bu cömert topraklara. Kıymetini bilsek, küstürmesek.Teknolojinin nimetlerini aç gözlü bir dev gibi tüketirken ardımıza bıraktığımız ziyanın  farkında olsak. Dünyanın yani bizlerin önündeki en önemli sorunlardan biri iklim değişikliği. Dünyamız 19.yüzyılın sonlarından bu yana yaklaşık 0.85 derece ısındı. Kuzey Kutbu'nun bazı yerleri 9 dereceye varan oranda ısınırken, Güney Kutbu yakınlarındaki bir kaç bölge 1960'dan bu yana soğudu. Bir yandan endüstrileşen dünyamızda açığa çıkan karbon salımı artışı da iklim değişikliğinde önemli bir rol oynuyor.

        Ama yapacak bir şeyler mutlaka olmalı.  Dev şirketler,  ülke politikaları, kirli endüstriyelleşme gibi zorlu engelleri aşıp bir başıma ne yapabilirim diye düşünürsek harekete geçemeyiz. Ancak küçük adımlarımızı birleştirirsek, en azından iklim değişikliği konusuna kafa yorarsak dünyamıza hak ettiği şansı verebiliriz.  Sadece kendimizden ve yaşadığımız andan sorumlu değiliz aslında. Yüzyıllar sonrasından ve gelecek nesillerden de sorumluyuz.  Belki bu bilinç bizi bir araya getirir.

         Aslında atılacak en önemli adımlardan biri dünyada kapladığımız alanı küçültmek olabilir.  Evler büyürken, daha fazla tüketiyoruz haliyle. Daha fazla yakıt, elektrik ve su harcıyoruz. Bu da dünyanın sırtındaki yükü gitgide ağırlaştırıyor. Kaliforniyalı Jay Shafer 8.3 metrekarelik bir yaşam tarzı inşa edip, başkalarına da bu konuda yardımcı olmuş.  Müteahhitler de kentsel eşdeğer olan mikro daireler yapmışlar.  Küçük bir alanda yaşamak fikri başta biraz tereddüt edici olabilir. Ancak dağınıklık azalırken, faturalar da azalıp, daha az tüketen bir haneye dönüşmüş olma fikri de oldukça cazip.

          Prize takılı olup kullanmadığımız elektronik cihazlar, 12 elektrik santralinin ürettiği  kadar elektrik tüketiyor. Açma kapama düğmesi olan uzatma kabloları sayesinde ABD'de ortalama bir ev 200 dolar civarında tasarruf sağlayabiliyor.

          Boş yere açık duran ışıklar da dünya çapında büyük bir israf elbette. Çocuklara okullarda kullanılmayan ışıkları kapatmaları gerektiği konusunda hepimiz rehber olabiliriz. Tabii kendimiz de aynı olumlu davranışı sergilersek. Böylece geleceğe yönelik sorumluluğumuz adına da önemli bir adım atmış oluruz.

          Elimizden geldiğince yeşillendirme çalışmaları yapabiliriz.  En basitinden meyve çekirdeklerini kurutup,  boş arazilere atabilir, fidan dikme etkinlikleri düzenleyebiliriz.

           Olayın özü israftan  kaçınmak,  kapital dünyanın düzenine fazla da uymamak aslında. Basit yaşamanın tadına varmak, mutluluğu eşyada değil de doğada aramak.  Bu gezegenden başkası bizim kahrımızı çekmez.  Kıymetini bilelim. Öyle başka gezegenlerde de saadeti aramayalım.

23 Kasım 2015 Pazartesi

GECE YATMAM SABAH KALKMAM

   
   
      Çok kızıyorum kendime. Neden her gece geç saatlere kadar oturursun, sabah olunca da göz kapaklarının ağırlığına yenilirsin. Şöyle efendi efendi saat onda iç sütünü sonra tumba yatak. Ne olur sanki. Sanki dünyayı uzaylılar istila edecek , ama benden tırstıkları için uyumamı bekliyorlar. Peh...
Yahu nedendir kendime bu zulmüm bilmem. Çocukluğumdan beridir böyleyim üstelik. Küçücük yaşıma bakmadan herkes uyumadan uyumaz, bekçilerin düdük sesini duymadan rahat edemezdim.

          Esasında uykuda geçirilen vakit ziyan olmuş gibi geliyor bana. Hele gecenin geç vakitleri... Huzur dolu, sakin, bir başına. Böyle güzel saatleri uykuyla ziyan edemiyorum işte. Dizi, film izlesem, bir şeyler okusam, japonca çalışsam ( bu da ayrı bir konu), örsem, çizsem, yazsam, bir dolu şey yapsam fena mı olur hani. Özellikle çocuklu hayatın öğrettiklerinden gece saatlerinin kıymetini bilmek. Ödev, yemek, ütü, iş derken kendime gerekli vakti ayıramadığımdan şarj olmam için gece saatlerine ihtiyacım var. İnsan kendine vakit ayırmalı, ne zaman olursa olsun. Ertesi güne morali yüksek, gülümseyerek merhaba demek için mutlu olduğu uğraşlara vakit ayırmalı bana göre.

          İyi hoş da geç vakitlere kadar oturmak bir de sabahın köründe uyanıp ev halkını yeni güne hazırlama sorumluluğu var. Gece uykusuna ne kadar gıcığım varsa sabah da uykular bir o kadar tatlı geliyor işte. Bir dakika daha, iki dakika daha derken, bir bakmışım geç kalmışız. İşte o zaman cidden çok kızıyorum kendime. Kızıyorum ama bir yandan da oh canıma değsin diyorum. İtirafsa itiraf.

         Bakalım yarın sabah alarma hangi methiyeleri düzeceğim, ama olsun yazdığım bu satırları kar bileceğim.


Görsel:https://www.pinterest.com/pin/193162271496165250/

15 Kasım 2015 Pazar

YAĞLI VE FİT OLMAK MÜMKÜN MÜ?

       
      Yağlı ve fit (fat and fit) zayıflama literatüründe yeni bir kavram. Hem fazla kilolu hem de sağlıklı olmak bir de formda görünmek günümüz ölçülerinde hayal gibi geliyor insana.Sıfır bedenli olmanın sağlıksız olduğu ne kadar gerçekse fazla kilolu olmak da bir o kadar tehlikeli elbette. Ancak hassas terazideki altın oranı bulmak insanoğlunun zorlu var olma mücadelelerinden biri.
      
      Hürriyet gazetesinde Osman Müftüoğlu ile yapılan söyleşi bu konuda bir çok soru işaretini cevaplıyor. Sumo güreşçilerinin uzun yaşam sırrı, vücut kitle endeksinde dikkat edilmesi gereken noktalar ve egzersizin gücü hakkında aydınlatıcı bilgiler veriyor. Egzersizin gücüne sonuna kadar inananlardanım. 6 aydır hem kilo verip hem de sağlıklı kalmaya çalışıyorum. Bu sürede 10 kilo verdim ve 5 kilo daha vermek gibi bir hedefim var şimdi. Egzersiz yapmaya başladığımdan beri hem daha mutluyum hem de  daha düzenli. 6 ay gibi bir sürede  diyet  yapıp 20  kilo verebilirdim. Ama çok çok çok mutsuz olurdum. Kasmadan, abartmadan yaşamak sanırım olayın anahtarı.


http://www.health.com/health/gallery/0,,20793870,00.html

       Sosyal medya, moda sektörü, rol modeller hep sıfır beden. Mesela Instagram. Herkes çok fit ve göbeksiz. Tabaklar Akdeniz diyetine uygun , bol yeşillikli. Bir de özellikle yazın smothie denen zayıflayan insan içeceği var ki, aman benden uzak olsun. Dev anası gibi koca kavanoz kavun , karpuz, çimen suyu içmeden de hayatımı sürdürebilirim sanırım.Bir de bunu tarif tarif pazarlayıp para kazanan da bir sektör  var tabii ki.   Çok sevdiğimiz Instagram'da gram hesabı yapılıyor, ne yazık ki.  Facebook , daha bir balık etli sanki.Günler, yemek tarifleri, eğlenceli masalar Facebook'ta daha bir rahat sergileniyor. İnsanlar daha bir rahat. Ünlüler aleminde de durum bir tuhaf. Doğum yaptı, iki gün sonra bikinili poz verdi, ne kadar muhteşem bir vücut. Vay Adriana Lima 9 çocuk doğurmuş hala don defilesine katılıyormuş. Ay selülit de neymiş. Utanmasalar selüliti olanlarla görüşmeyin, insanlık ayıbıdır bu diyecekler. 


http://womensrunning.competitor.com/2015/10/health-wellness
       İşte böyle bir dünyada yaşarken hem yağlı hem de fit bir beden nasıl olabilir diye sormamak imkansız. İçten içe desteklesem, evet aynen katılıyorum desem de kantarın topuzu kaçarsa ne olur diye düşünmeden edemiyorum. Sanırım tüm soruların cevabı düzenli egzersiz yapmaktan geçiyor. Yürüyüş bile düzenli olduktan sonra harika bir faaliyet. 

        Bu arada; olumlu düşünmek, kendine inanmak, gerçekçi hedefler koymak da sağlıklı yaşam  yolunda atılan önemli adımlardan. Hayatınızda maddi manevi ne kadar ağırlık yapan varsa, onları da kaldırın atın lütfen. Bir de kendinizi çok sevin, olur mu? 

           

9 Kasım 2015 Pazartesi

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

   
  "Korku... Korku ve insan, korku ve insan talihi, insanın insana hücumu, o hiç yere düşmanlık. Fakat neyi aldatabilirdim, kime anlatabilirdim? İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana, insanlara hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz."
........
     "Bakın etrafa, hep maziden şikayet ediyoruz, hepimiz onunla meşgulüz. Onu içinden değiştirmek istiyoruz. Bunun manası nedir. Bir baba kompleksi değil mi? Büyük küçük hepimiz onunla uğraşmıyor muyuz?Şu Etilere, Frikyalılara   bilmem ne kavimlerine muhabbetimiz nedir? Baba kompleksinden başka bir şey mi?"
...........
     "Sanki bir deniz altı kovuğunda yürüyor muşum gibi bir türlü kavrayamadığım fikirler, bilgi kırıntıları ayaklarıma dolaşıyor, her kımıldadıkça köksüz asabiyetler, süreksiz ümitler, yersiz inançlar çürümüş yosunlar gibi kollarıma ve vücuduma sarılıyor, beni  daha derinlere doğru çekiyor, gözlerimi her açtıkça ucunu bucağını göremediğim heyula davalar yarı karanlıkta üzerime saldırıyorlar.Sonra hepsi birden bir mürekkep balığı gibi kendi savurdukları dumanın içinde kayboluyor"....

        Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile farklı, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralama fırsatı buldum. Hayri İrdal, Mübarek, Abdüsselâm Bey, Pakize, Nuri Efendi ve daha bir çok renkli karakterle tanışıp zamanın sihri içinde kayboldum adeta. Ayrıca psikanalizden tutun da  paranormal aktivitelere kadar akla gelmedik tuhaflıklara da tanık oldum Tanpınar sayesinde .

           Okuyup da tesiri altında günlerce kalmamak imkansız Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü. Başımıza gelen olumsuz durumların sorumlusu biz miyiz yoksa herşey kader mi?  Parayla saadet mümkün mü?  Zamana daha doğrusu kaderimize hükmedebilir miyiz? Para ile sevgi doğru orantılı mıdır? Eşyaya manevi anlam yükleme pagan inançların bir uzantısı mıdır?  İşte kafamın içinde böyle deli sorular dolaşıyor şu an.

      Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ince bir ustalıkla kelimeleri işlediği bu eseri daha önce okumadığıma pişmanım. Türk edebiyatının yeri elbette her zaman bambaşka. Bestseller bir kitap iki günlük duygular yaratırken gerçek bir edebiyat eseri ömürlük duygular yaratmıyor mu?

         Tanpınar'dan bahsedip de 'Ne içindeyim zamanın' şiirine değinmemek de olmaz değil mi?
NE İÇİNDEYİM ZAMANIN
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
       Selam olsun Türk Edebiyatının ölümsüz kalemlerine....




   

     


   

3 Kasım 2015 Salı

Dünyanın ilk evcil dinozoru Zoomer Dino…

Tarih öncesi ile teknolojiyi birleştiren Zoomer Dino, çocukların büyük ilgisini çekecek bir oyuncak!


Üzerindeki sensörler sayesinde elle kontrol edilebilen Zoomer Dino ile kontrol kumandasını kullanarak da oynayabiliyorsunuz. Kumandanın üzerindeki düğmelere basınca onu yürütebiliyor, kızdırabiliyor, başını ya da kuyruğunu oynatabiliyor, hatta çenesini tıpkı gerçek bir dinozor gibi açıp kapamasını sağlayabiliyorsunuz. Elinizi bu evcil dinozorun üzerindeki sensörlere doğru tuttuğunuzda ise kuyruk oynatmak, oturmak, dinozor sesleri çıkarmak gibi marifetlerini sergiliyor.


Zoomer Dino’nun LED gözlerinin aldığı renge göre onun içinde bulunduğu ruh hali ve modu anlayabiliyorsunuz. Mesela gözleri mutlu olduğunda yeşil yanıyor, sinirlendiğinde kırmızı, meraklı olduğunda mavi… Kızgınlık demişken, kendi halinde uslu uslu duran Dino’yu cesaret edip de kızdırmak isterseniz kuyruğunu çekmeniz ya da kafasını hafifçe sallamanız yeterli. Ama sonra vereceği tepkiye hazır olun, gerçekten çok sinirlenebiliyor!

Bu ilginç dinozorun en ilgi çekici özelliklerinden biri de özel teknolojisi sayesinde düşse de kendi kendine doğrulup tekrar dengesini kurabilmesi ve yeniden iki ayağının üzerinde durabilmesi. Bu konuda gerçekten çok yetenekli!

Onunla oynamak hem çok eğlenceli hem de çok heyecanlı! Eğer onu daha yakından tanımak isterseniz www.zoomerdino.com adresini ziyaret edebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

1 Kasım 2015 Pazar

Kasımda Muffin Başkadır

     En sevdiğim ay olan Kasım gelmiş kapıma kadar da ben ona kakaolu cevizli muffin yapmaz mıyım?  Tabii haftanın üç günü spor salonuna gittiğim gerçeğini de unutmuyorum. Kahvaltıdan sonra kahve yanına küçücük bir muffin sanırım diyetimi bozmaz.
         Kasım ayını sadece muffinlerle değil seçim ile de karşıladık. Sabah kahvaltıdan sonra ailecek sandık başındaydık. Politikadan, siyasetten hiç hoşlanmıyorum. Ama oy vermenin bir vatandaşlık görevi olduğunun farkındayım elbette. Tek temennim huzur. Sanırım bu konuda yalnız değilim.
        Kasım'ı özel kılan özelliklerden biri de  küçük oğlumun ve  benim doğum ayımız olması. E daha ne olsun değil mi:)
        Muffinlerden bahsedecektim ama konu nerelere geldi. Neyse ben hemen tarifime geçiyorum.

2 yumurta
1.5 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı süt
2 su bardağı un
Limon kabuğu rendesi
3 yemek kaşığı kakao
Kabartma tozu
Ceviz içi

     Yumurta ve şekeri köpük köpük olana dek çırptım. Sıvıyağ ve sütü ekledim. Elenmiş un ve kakaoyu ekledim. Aman kabartma tozu ve limon kabuğu rendesini az kalsın unutuyordum. Unu kattıktan sonra yumuşak hareketlerle karıştırdım. Aksi takdirde sert bir kıvamı olur.  Cevizleri kalıplara döktükten sonra muffinlerin üzerine serptim. Fırına 150 derecede 20-25 dk pişmesi için gönderdim. Sonrası mı, iyilik güzellik.
   
      Evrene pozitif mesajlarımı bu lezzetli tatlı ile gönderdim. Hayır düşünelim, hayır konuşalım,  hayır bekleyelim. Kasım ayı ve seçim hepimiz için hayırlı, uğurlu  olsun. Bugünün adı umut olsun.