29 Ağustos 2015 Cumartesi

Açıl Okul Açıl


        Koca yaz geldi geçti. Bu yaz  yine çocuklarla alarm sesi olmadan uyanmanın tadına vardık. Gerçi 1  Eylül itibariyle alarm tepemde dıtdırı dıtdırı ötmeye başlayacak . Malum çocukların okulu 28 Eylül'de açılacak. Gerçi tatilde epey bir jöle kıvamına geldiler. Titreşim modunda çalan cep telefonundan farkları yok yani. Sürekli bir kıpırdama , kendi eksenleri etrafında amaçsızca zıplama gibi semptomlar sergiliyorlar. Hayırlısı bakalım.
           Bazen diyorum,  okullar açılsa da hayatlarımız normale dönse.  Yayılmaktan, oturmayı unuttular. O derece hani.  Tamam, tatilde tüm yılın yorgunluğunu atsınlar ama bana da yeni yorgunluklar katmasalar. Yaşları tutmadığı için esaslı işler yaptıramıyorum . Toz al,  odanı süpür,  sofrayı topla gibi yönergeler artık beni kesmiyor. Orhun kek yap çocuum,  Ege camları sil evladım demek istiyorum. Gelen misafire çay servis etsinler şeklinde hayallerim de  var tabii. Ancak daha küçük olduklarından yaptıramıyorum.
          8 ve 10 yaşlarındaki iki çocukla ilgili hain planlar yapmaya başladıysam benim evde suyum ısınmış demektir. 1 Eylül'de varayım gideyim okuluma. Planlar,  komisyonlar, formlar arasında azıcık nefes alayım. Evde dura dura yaptığım hamur işleri ile koca bir popo sahibi olacağım yoksa. Bir şey değil, çocuklarla da aram açılacak. Daha fenası evde isyan çıkacak.
         Rahat daha fazla bir taraftarımıza batmadan bizi  ancak okul paklar. Bu arada Egem sünnet oldu geçen hafta. Benden erkek çocuk annelerine naçizane tavsiye, doğar doğmaz sünnet yaptırın olacaktır. . Şimdi iyi çok şükür. Ama epey bir isteksiz olduğu için biraz zorluk yaşadık.  Ama şunu fark ettim, çocuklar yaşadıkları acıları hemen unutsa da anneler hep yüreğinde o acıyı yaşatıyor. Kafasını vursa, parmağına çivi batsa çocuk fiziksel acı geçer geçmez oyuna devam ediyor. Anneler ise sürekli aynı anı yaşıyor, hiç unutmuyor.
         Dilerim hafızalarımızda hep şen anılar kalır. Annelik drama kraliçesi olmak demek değildir. Unutmayalım, unutanlara hatırlatalım.

          Sevgiyle...

       

       

25 Ağustos 2015 Salı

Tatlı mı Tatlı Kırıntı

     
          Uzun zamandır yapmak isteyip de bir türlü fırsat bulamadığım kırıntı tatlısını sonunda yapabildim. Namı diğer "Crumble" yani kırıntı tatlısı hem malzemelerin az olması , pratik olması ve nefis olması dolayısıyla Esra'dan ve minik saz arkadaşlarından tam puan aldı. Tarif için ise Sevgili Smilena'ya çok teşekkürler. Her zaman  güzel işlere imza atan güneş gönüllü insan sevgiler sana :) Derin dondurucudaki böğürtlenleri kışa saklayamadım yine. Mayhoşluğu artsın diye de vişne takviyesi yaptım. Ama böğürtlenlerin buğusunda uzun süre gözümü alamadım. Nasıl bir renk senfonisidir yahu.

          Bu arada yaz bitmeden okumak istediğim kitaplardan birini daha  bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum tabii ki. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği de kitaplığımdaki yerini aldı. Sürükleyici, biraz da karamsarlığa itici , duygularla yüzleştiren, fazlaca derin bir kitap. Laf aramızda adı gibi birazcık dayanılmaz geldi bana.  Okurken gayet kötümser bir ruh halinde gezinip durdum. İki gün sonra bitti de bir rahatlama geldi . İyi hoş ama yazın daha hafif içerikli kitaplar iyi geliyor bana.


        Ben de bir şey beğenmez oldum. Yaşlanıyorum sanırım. Neyse bu yaza İstanbul'la başladık, Samsun Yazlık'ta bitirdik. Dopdolu, güneşli, az dalgalı , bisikletli, dondurmalı bir yazdı. Daha neler neler mi var. O da bundan sonraki postta.

         

14 Ağustos 2015 Cuma

Çocukları Büyütürken Egolarımı Küçülttüm


      Anne olmadan önce asla yapmam dediğim o kadar çok şey vardı ki.  Sanki anneliğin kurallarını ben yazacak,  7 milyar dünyalıya anne nasıl olur ben gösterecektim.  Güneş sistemi bile şoka girip,  anneler ne anneler doğuruyor ama diyecekti.

        Mesela çocuğum erkenden konuşacak, erkenden yürüyecek, büyüklerini sayacak, küçüklerini sevecekti. Sabah kalkınca yatağını toplayıp sabah şeriflerin hayır olsun Validecim diye elimi öpecek, tüm gün faideli uğraşlar içerisinde olacaktı. Mikrop ve alerji denen nalet illetler vücuduna asla intikal edemeyecek ve sebze yemeklerinin müptelası olacaktı. Gözünden akan tek damla yaş , buzdolabında brokoli bittiği zaman olacaktı.

        Okuldan gelir gelmez ödevlerinin başında olacak , derslerine ara vermesini ben rica edecektim. Tüm sporlara da kabiliyetli olacaktı elbette. Millet çocuğunu basketbol, futbol kursu gibi tek spor dalına yönlendirirken ben triatlon kursuna gönderecektim. Hem yüzsün hem bisiklete binsin hem de koşsun kerata. O kadar brokoli bir işe yarasın değil mi ama. Ayrıca çikolata yemeyecek, GDO'lu ürünleri kokusundan tanıyıp alarm verecekti.

         Sorunlarımız olduğu zaman da konuşarak, masa başında demokratik yollardan çözüme ulaşacaktık. Çocuğumu terlikle tehdit etmeyecek, o da kapıları suratıma çarpıp "Sen ne biçim annesin  beaaa" demeyecekti. Vicdanım Ayşe teyzenin çamaşırları gibi her zaman bembeyaz, tertemiz olacaktı. Ben nerede yanlış yapıyorum? sorusunun muhatabı asla ben olmayacaktım.

           Tüm bunlar yarı şaka yarı ciddi hayallerimdi. Çocukla birlikte kendini de büyütüp, egolarını küçültüyormuş meğerse insan. Çocuk dediğin sadece acıkınca ya da altı pis olunca ağlar sanırdım. Kalbi kırılınca, kısıtlanınca, başarısız olunca ağladığında sorunları bir şişe süt çözmüyormuş. Ama kocaman bir kucaklama  hiç fena olmuyor. Benden söylemesi...
       
       

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Yürü Gülüm Yürü

   
         Huzurla hafifleme maceramda şüphesiz egzersiz yapmanın yeri çok büyük. Düzenli ve kendine güvenle atılan her adım hedefe daha da yaklaştırıyor haliyle. Lara Croft misali tüm zorlukların üstesinden  tek kaşımı kaldırarak gelebileceğimi yeni öğrendim. Tabii tek yumrukla köpek balığını bayıltamam ya da avizeden sallanırken bir salon dolusu kötü adamı yok edemem. Motivasyon denen sihirli değnekle yapamayacağım iş yok ama o net.

           Zayıflamanın birinci kuralı tabii ki daha az kalori tüketmek. İkincisi ise daha çok hareket. Atalarımız boşa dememiş: "Nerede hareket, orada bereket ". İki buçuk ay spor salonuna gittiğim dönemde hareketin kalori yakmadaki değerini gördüm. Başlarda tık nefes kalırken, bir ay sonra kelebek gibi hoplayıp zıplamaya başladım. Zayıf olup da egzersiz yapanları  daha iyi anladım bu arada. Mutluluk hormonlarım tavan yaparken kendime günde bir saat ayırmanın lüksünü de yaşadım.


           Ancak  Ramazan ayı, yaz tatili derken spor salonuna ara vermek zorunda kaldım. Bir yandan da spor yapmayı bıraktıktan sonra verdiğim kiloları alır mıyım korkusu vardı. Tam o sırada Leslie Sansone ile tanıştım Evde yürüyüş tam da aradığım programdı. Sabah ya da akşam, ne zaman istersem Leslie ile yürüyorum. Yürürken de haliyle huzurla hafifliyorum. Bu arada Allah nazarlardan esirgesin, Leslie Hocam  yorulmak nedir bilmiyor. Aynı anda espri yapıyor, muhabbet ediyor, ileri geri yürüyor. Tabii güleryüzlü ve normal insan ebatlarında olması da önemli benim için. Survivor adasında 400 gün kalmış gibi görünen, botoks bakışlı,  pilates gurusu eski manken formunda bir insan beni ancak spordan soğutur.

        Ben şuracığa Leslie Hocamın videosunu koyuyorum. Hoplamak, zıplamak isteyen buyursun tıklasın. Lara Croft motivasyoncunuz olsun efendim  ...


3 Ağustos 2015 Pazartesi

Focaccio - Biberiyeli Lezzet Patlaması


        Pizzanın atası olarak da bilinen Focaccio (fokaça) yazın ferah ve pratik lezzet arayışında olanlar için ideal bir tat. Televizyonda bu aralar yemek kanallarında daha sık vakit geçiriyorum. Haliyle evde benden beş vakit yemek bekleyen iki tane gastronomi uzmanı var.  Kendileri her yemeği beğenmediği gibi acımasız eleştirileriyle de meşhurlar.

            Baharat aleminin en sükselisi biberiyenin başrolde olduğu bu lezzete de umarım burun kıvırmazlar. 24 Kitchen 'da bir kaç kere tarifine rastladım ama tarifini ne yazık ki yazmamıştım. Biberiyeli ekmek yapılacaktı bir kere çünkü inadım inattır. Ben de Mutfak Sırları sitesine başvurdum hemen. Ölçülerin aynısını birebir kullandım. Harika bir hamur elde ettim. Hatta bu hamur tarifini  bundan sonraki pizzalarda da kullanabilirim.  Üst malzeme olarak domates kullanmadım. Ama evde kurutulmuş domates olsaydı kesin denerdim.
     
  Malzemeleri her an elinizin altında olan ürünler zaten. İşte listesi:
2 su bardağı+ 1 su bardağından bir parmak eksik un
1 su bardağı su (ben ılık su kullandım)
1 yemek kaşığı kuru aktif maya
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı tuz
1 yemek kaşığı şeker
   

     Malzemelerin hepsi bir kapta karıştırılıp hamur haline gelince yarım saat kadar, ağzı kapalı olarak beklettim. Yarım saat sonra tekrar yoğurdum ve tekrar mayalanmaya bıraktım. Böylece hamur pişerken göz göz diye tabir edilen duruma geliyor. Yarım saat sonra hamuru tekrar yoğurdum ve ikiye böldüm.  Merdaneyle çok ince olmadan eşit olarak açtım. Üzerilerine zeytinyağı gezdirdim ve parmaklarımla çukurlar oluşturdum. Şimdi en keyifli kısımdayız. Annemin bahçesinden dalından yeni kopardığım biberiyeleri doğaçlama serptim. Bir tanesi sade biberiyeli bir tanesi de zeytinli biberiyeli olarak fırının yolunu hemen tutmadı tabii ki. Tepsi mayası gelene kadar 10-15 dk beklettim. Sonuç, bana göre mutlu son.  Hoş kokulu, şirin mı şirin biberiyeli ekmeklerim tarif defterimde sağlam bir yer edindi çünkü.

                Mis gibi bir çay demleyin, yanına da mis kokulu bir  domates kesin. Aman peynir eksik kalmasın, bir de yanına bu şirin İtalyan ekmeğini konuk edin. Esra'dan Dünya'ya Afiyet Olsun :)
       
Tarif kaynak: http://mutfaksirlari.com/biberiyeli-domatesli-italyan-ekmegi-foccacia.html

2 Ağustos 2015 Pazar

Duygu Durumum Kaygılı

       
       Sanki hepimizin üzerinde kaygı dolu  bir bulut. Her daim yas tutmaya, kötü haberler almaya hazır bir duygu durumu mevcut. Hergüne yeni bir acıyla başlamanın korkusuyla uyanmak ne fenaymış ,onu yaşıyoruz şimdi. Yokmuş gibi  davranmak  da olmuyor her an tetikte beklemek de. Toplum olarak zor günler geçiriyoruz.

       Facebook paylaşımlarında bomba yüklü araç plakaları, terör örgütü üyelerinin fotoğrafları, iptal edilen eğlence haberleri yarına olan inancımızı nasıl derinden sorgulatıyor. Yokmuş gibi de , her an kötü şeyler olacakmış gibi de davranamıyorum. Haberlerden çocukluğumdan beri nefret etmişimdir. Sebebi malum,  terör ya da trafik kazası haberlerinin evimizin içinde yankılanmasından ve pişkin siyasetçilerin pişkin yalanlarına tahammül edemiyordum.

      Şimdi ise çocuklarım ertesi güne nasıl bir Dünya ile uyanacak korkusuyla sürekli gözüm kulağım haberlerde. Sonra kızıyorum kendime. Kaygılı hallerimin kimseye bir faydası olmayacak. Daha iyi bir Dünya istiyorsam ben neler yapmalıyım diye sorguluyorum kendimi.

     Vicdanı hür, aklı hür çocuklar yetiştirmekse amacım daha güçlü daha yapıcı olmalıyım diyorum sonra kendime. İnsanlara değil tüm canlıların yaşam hakkına saygılı olmaları için daha fazla çabalamam gerektiğinin farkındayım.  Düşmanlık, savaş, terör kelimelerini keşke hiç duymasalar, anlamlarını bilmeseler. Ama toz pembe bir balonun içinde yaşamıyoruz.

         Savaşın yerine barışa nasıl bırakabiliriz ben de bilmiyorum. Annelik maceram için de zorlu bir sınavdayım şimdi. Ama olumlu düşünüp, sabırla bu günleri geride bırakacağımızı düşünmek istiyorum. Haydi, hep birlikte düşünelim...