25 Mayıs 2013 Cumartesi

METABOLİZMAYA MEKTUP

     
Sevgili Metabolizmam,
    Bak sevgili diye başlıyorum satırlara ama bil ki içimdeki sana karşı son sevgi kırıntılarıdır bunlar. Uzun zamandır seninle iletişim kurmaya çalışıyorum. Yağmur altında yürüyüşler, pedal çevirmeler, yağsız tuzsuz salatalar, yeşil çaylar derken bu sabah tartıda beni nasıl da sırtımdan vurdun. Kendimi çocuğunu binbir emekle yurt dışında gönderip zibidi olarak karşılayan emekli öğretmen gibi hissediyorum şu an. Emeklerimi ziyan ederken hiç mi için acımadı? Sen hızlanasın diye kalori hesabı yapmaktan LYS Sayısal şampiyonu olacağım neredeyse. Aman 1500 kaloriyi aşma, asansöre binme, yürü babam yürü. 

      Tamam ben de başlarda sana biraz haksızlık yaptım. Ama suç inan benim değil. Sokağın köşesinde açılan o hamburgerci var ya işte suçlusu sorumlusu odur. Bu kadar yakın olmasa ben bu kadar sık gitmezdim, değil mi ama. Gerçi kepek ekmeğini de hayatımdan çıkarıp, Türk kahvesinin yanında gül lokumlarını mideye indirmem de biraz suçlu olabilir. Ama aylardır tık yok be güzel metabolizmam. 

    Anneliğin nişanesi ayva göbeğe başlarda sözüm yoktu ama ben artık komple bir ayva şekli almaya başlıyorum. Sana ben Giselle Bundchen olacağım demedim ama sen Bülent Ersoy'a bağlamakta kararlısın anlaşılan.  Evrene mesaj  gönderdim, olumlama yaptım , küçük gelen pantolonlarımı atmadım, inandım da inandım. Şimdi elimde ne mi var? Üzüntü ve muz kabuğu:((

     Bahar geldi, yaz geldi, karpuz kabuğu denize düştü. Ben nasıl düşeceğim denize hiç düşündün mü?  Artık iki çocuğumu kamuflaj olarak kullanacağız yine anlaşılan. Aman çocuğum tut elimi, gel yanıma derken sahilde iki minik bodyguard ile biri popo kısmına gelecek şekilde diğeri göbiş bölgesine isabet edecek pozisyonda takılacağız belli ki. 
    Sana bir hafta müddet eski dostum. Ya toparlarsın ya da ben bir topa dönüşürüm. 
     Hızlanman ümidiyle....
                                                                    Küskün diyetçi Esra


24 Mayıs 2013 Cuma

LE PETIT PRINCE

        Bir çoğumuzun başucu kitabı, çocukluk kahramanı Küçük Prens'in bir gün karşıma çıkacağı aklıma gelmezdi.  Hayallerinin peşinde olan bu Küçük Prens'in adı Luka. 12 yaşında ve çizdiği resimlerin içinde olmayı fotoğraf sanatçısı aynı zamanda klinik psikolog olan Matej Peljhan sayesinde başarmış. Luka, Masküler Distrofi (kas zafiyeti) hastası. Günlük hayatta özgürce  yaptığımız bir çok faaliyet Luka için sadece bir hayal. Sadece parmaklarını hareket ettirebiliyor. Günlük ihtiyaçlarını yardımsız gerçekleştiremiyor. Buna rağmen , kendisine acınmasını ya da empati kurulmasını istemiyor. Pozitif kalmak ve hala yapabildiği şeylere odaklanmak istiyor. Peljhan, Luka'nın yaptığı resimlerdeki hayal gücünden yola çıkmış. Bir sohbetleri sırasında Luka ondan 'türlü türlü yaramazlıklar yaparken' fotoğraflamasını istemiş. Çizimlerindeki dünyanın içine girebilmeyi bu sayede başarmış. Ve Matej Peljhan da  Küçük Prens ( Le Petit Prince)  adını verdiği bu projeyle örnek bir işe imza atmış. 
       







       Her insanın içinde mutlaka bir cevheri olduğuna inanırım. Can özünde ışıl ışıl bir elmas gibi parlayan ve keşfedilmeyi bekleyen. Kimi insanlar bu elması türlü zorlukları çabalayarak bulur kimisi bahanelerin ardına gizlenir.  Özel gereksinimli çocuklarların ihtiyaçlarını Luka ne güzel ne güzel aktarmış. 'Pozitif kalmak ve hala yapabildiği şeylere odaklanmak'. Bunun için de  biz yetişkin milletine bu çocuklar için fırsat kapıları açmak kalıyor. Onların hepsi zaten birer cevher ve özel yaratılmış. Hepsi birer Küçük Prens ve Küçük Prenses.
       

      Hayallerinin peşinden koşmamak için türlü bahaneler üreten Adem oğulları, Havva kızları ; Küçük Prens'ten umarım hak ettiğiniz dersi almışızdır. 
       Ve Luka, dilerim tüm hayallerin gerçek olsun...


20 Mayıs 2013 Pazartesi

BEN ESRA , INSTAGRAM'DAN BİLDİRİYORUM

       Instagram'la tanışmam daha doğrusu kavramam biraz zaman aldı , itiraf ediyorum. Başlarda neler oluyor yav, neredeyim ben böyle diyordum. Şimdi amanın kim ne yapmış, kim kahve sefasında diye başından ayrılamaz oldum. Instagram sayesinde bazen bir deniz kenarındayım, bazen de Amerika'da bazen de Roma'da. Peki Son zamanlarda ben neler mi yapmışım  , buyrun bakalım.
        Düşük olan gözlerime botoks yaptırsam mı diye kara kara düşünürken instagram koştu yardımıma. Çakmanın çakması  Seda Sayan halime baktım ve düşük göz kaş bana daha çok yakışıyor dedim. 

         Ayın 15'inin gelmesini bahane ederek  kendimi stressiz hava saham olan D&R'a attım çok sevdiğim Blogcu Anne'nin 'Annelik Her Zaman Tozpembe Değil' kitabını almaya davrandım ki, o da ne???
Dan Brown , Robert Langdon'un  son macerasını yazmış hatta içine İstanbul'u bile koymuş. Yalnız biraz ironik oldu bu durum. Annelik temalı bir kitabın yanına Cehennem kapaklı bir kitap açıkçası benim de biraz garibime gitti. 
         Eve geldiğimde okumaya ilk Elif'ten başladım. Ne de olsa kadın  dayanışması:) İşin şakası bir yana bu Blogcu Anne'nin kitabını uzun zamandır hatta çıkmadan önce bile merak ediyordum. Bazen gülmekten bazen de hüzünden gözümden yaşlar gelerek okuduğum bir kitap 'Annelik Her Zaman Tozpembe Değil' . Okumak için anne olmaya kadın olmaya gerek yok. Neticede herkesi dünyaya bir anne getirdi. Bu durumda anneliğe dair tüm cümleler tüm insanlık içindir. Hele sonunda bir sözlük var, akıllara ziyan mutlaka okunmalı.


         Anne kız olarak  Köfteci Ramiz kaçamağı yaptık. Çocuklar okuldayken sakin sessiz bir fırsat oldu benim için. Ben,'Oh çocuklar olmadan rahat rahat oturalım ' dediğimde annemin 'Ah keşke onlar da burada olsaydı ne zararları var çocukların' demesi gerçi köfteleri benim boğazıma biraz dizdi. Ama olsun pişman değilim eylemlerime bulduğum fırsatta devam edeceğim:))



   Maşallah diyorum kendime, sofraların başından kalkamamışım. Ama çocukların pizza yediği anda yaşadığım huzuru anlatamam. Şikayet yok, didişme yok. Sessizlik, huzur. Çocuklarla hep böyle diz dize olalım ama hep huzurlu olalım. Hele çocuk milleti doyduğu anda anne beyninin salgıladığı mutluluk hormonunu da hesaba katalım. Misssss....

Bayram çocuğu olmak istedim:))




       Bu canım sanat eserleri bu hafta karşılaştığım en büyük güzellik oldu. Ted Koleji öğrencilerinin 19 Mayıs Sergisinde sergiledikleri eserleri. Hepsi muhteşem. Hele en son görseli yapan küçük parmaklar can arkadaşım Emel'in kızı Elçin'e ait. Hepsine buradan kocaman alkış. Kızım yok ama arkadaşlarımın kızları, yeğenlerim hepsi benim kızım sanki. Onların başarıları beni en az anneleri kadar mutlu ediyor.
     Takip etmek isterseniz; İşte buradayım http://instagram.com/ladyesrates
      Hayatınızın her karesi mutluluk dolu olsun....
    




19 Mayıs 2013 Pazar

BİR ADAM, İSMİ KEMAL

Bir adam, ismi Kemal,
38 yaşında.
Selanik'te doğan millet aşkını ,
Karadeniz'in yalçın kıyılarında yaşatmaya geliyor.
Vatanının semalarında, topraklarında dolaşan 
Leş kargalarını kovmaya geliyor.
Tıpkı çocukluğunda olduğu gibi
Bir adam, ismi Kemal,
38 yaşında.
Hürriyet sevdasını Anadolu'ya 
Sana, bana anlatmaya geliyor.
Kadın , erkek bir olalım, 
Kadın , erkek hür yaşayalım istiyor.
Bir adam, ismi Kemal, 
38 yaşında.
Milletine cemal, düşmanına celal.
Düşmanın çizmesi altında sen, ben ezilmeyelim istedi.
Mektepler kurulsun, fabrikalar açılsın,
Çocuklar gülsün, gençler gülsün istedi.
Seni düşündü, beni düşündü.
Bir adam, ismi Mustafa Kemal ATATÜRK
19 Mayıs'ta doğdu.
Korkmadı, kaçmadı, savaştı.
Yalnız değildi.
 Güvendi.
Anadolu'ya , halkına güvendi.
Selanik'ten Samsun'a
Bir adam, Atam
Memleket sevdalısı
Rumeli'den Karadeniz'e
Hoşgeldin Gazi Mustafa KEMAL
Hoşgeldin...

Esra

      



18 Mayıs 2013 Cumartesi

HER ASLANI ERKEK SANMAYIN

         
     Aslan kelimesini ilk duyduğunuzda aklınıza kocaman yeleleri olan ağzını bir metre açıp bas bas kükreyen kocamanca bir kedinin gelmesi çok normaldir. Ama yanılıyorsunuz. Aynı zamanda aslan milleti ile erkek milleti arasında da bir bağlantı sıkça kurulur. Aslanım benim,erkek adam  aslan sütü içer , aslan oğlum gibi erkekler arasında erkeklik gururunu okşayacak uyduruk laflar  üretilip durmuştur. Ama artık bu haksızlığa bir son vermenin zamanı geldi. Elimden gelse Serengeti Milli Parkı'ndaki dişi aslanları örgütleyeceğim.
      Efendim, öncelikle aslan familyasını genel olarak inceleyelim. Aslanlar pek girişken, akrabalık bağlarına pek önem veren bir millettir  Öbür akrabaları olan sinsi Jaguar'a , ikoncan Leopar'a ve azman Kaplan'a hiç benzemezler. Aslanlar, köprüde yan yana değdiğini hemen akraba kabul eder ve sürüsüne katı verir. Yani Afrika'da bir muhtarlık seçimi olsa bizimkiler tulum çıkarır. Şimdi Kral adamın muhtarlıkla ne işi olur demeyin. 

      Aslanların erkek olanları sürünün lideridir ve sizin de bildiğiniz üzere çok eşli bir yaşam sürmektedir. Erkek aslanımız genç yaşlarından itibaren ormanda köşe yastığı görevi görmektedir. Yani yer , içer, yatar. Kıymetli mabadını seçim zamanı bir de çiftleşme zamanı kaldırıverir. Aslanlık bu durumda bir erkek için sarf edilecek pek de akıllıca bir laf değil o zaman. Yaşam mottosu 'Antilop piş ağzıma düş' olan bir canlıdan ne beklenir. Bizim sokaktaki erkek kediler bile çöp bidonlarına 3 metreden zıplıyor. Tabii şehir yaşamı , hayat müşterek diyor belki de Tekir kardeş.
         
  Dişi aslan , ise 'Kadının Adı Yok' felsefesini benimsemiş. Devlet gibi kadın dersiniz ilk gördüğünüzde. Boy, pos , maşallah yerinde. Avlanır, yavrularına bakar. Onlara avcılığı öğretir. Bu arada dişi aslanların takdir edilecek bir özelliği de, sürüde benim yavrum senin yavrun bencilliğinin olmayışıdır. Sürünün tüm bebekleri candır, canandır. Yani ormanın Kraliçesidir. Anaç memeli dişi aslanların emeklerinin göz ardı  edilmesi bu aralar benim canımı çok sıkar oldu.


       Teklif ediyorum;
        Aslan oğlum tamlaması terk edilsin. Ben şahsen oğullarımın bu şekilde bir yaşam tarzını benimsemesini hiç istemem. Düşünmek bile istemiyorum.
        Dişi aslanlara iade-i itibar yapılsın. Yeleli, Bon Jovi kılıklı aslan figürleri yerine yelesiz dişi aslan figürü kullanılsın.
        Antartika'daki penguenlerden, erkek aslanlara  babalık kursu verilsin. Tabii can güvenliği koşuluyla.
        Belgeselcilere poz verip gerile gerile gezen erkek aslan hafta sonu dişi aslanlar yerine avlansın.
        ----------------------.-----------------------
       Bunlar benim biraz gerçek biraz hayal ürünlerimdi. Ama aslan alemini bırakıp da kendi alemimize bakacak olursak; insan alemindenim  demeye utandıracak işler peşinde koştuğumuz aşikar. 2013'ün ilk dört ayında 25 bin kadına şiddet olayı yaşandı. İşte kadına  el kaldıran erkekler aslanın içgüdüyle yaptığını siz akılla yapıyorsunuz.  Ama sizin aklınız nerenize kaçmış malum.
     Evet sevgili okur, bu satırlara kadar beni yalnız bırakmadın. Belki bana katıldın, belki katılmadın,  belki güldün, belki düşündün, belki bana kızdın. Ama yine de bana katlandın. Öyleyse tüm dişi aslanlar için gelsin; Sezen Aksu 'Ben Annemi İsterim'.




     
     

12 Mayıs 2013 Pazar

LİVANELİ'DEN KARDEŞİMİN HİKAYESİ

     
        Bazı kitaplar vardır. Bitirirsin ama kafanın içinde karakterler yaşamaya, nefes almaya devam eder. Asla o satırda onların hikayesini bitiremezsiniz. Tıpkı Kardeşimin Hikayesi gibi. Akıcı dili ve renkli karakterleriyle Livaneli kitaplarının her zaman farklı bir yeri vardır bende. Hele Leyla'nın evi, Mutluluk...
     Son eserinin çıkış noktası 'İnsanların duyguları olmasaydı her şey ne kadar kolaylaşırdı' düşüncesi olmuş. Kitap Karadeniz sahilinde bir balıkçı kasabasında başlıyor ama 324 sayfa boyunca devr-i alem yapıyorsunuz.    Tabii bu yolculukları olağanüstü renkli kahramanlar size eşlik ediyor. Aşk, bir uçurum kıyısında gözü kapalı yürümektir diyor Livaneli. Acı çeken bir aşk, yanılsamalar, aldatmalar var Kardeşimin Hikayesinde. Bir de katil zanlısını arayan bir cinayet.

        Okuduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Kitap bitti ama bir taraftan Ahmet sesleniyor bana bir taraftan Mehmet sanki. Kitabın konusuyla ilgili fazla bilgi vermek istemiyorum ki iştahınız kapanmasın. Merakla alın, merakla okuyun isterim.
     İlk gençlik yıllarında Hey Özgürlük dedirten, okulda defterime , sırama , ağaçlara özgürlüğün  adını yazdıran ve Gün Olur Alır Başımı Giderim ile Yelkovan kuşlarını bana aratan insan Zülfü Livaneli, iyi ki varsın. Bana yine kendime aşmam için bir neden aşıladın...


11 Mayıs 2013 Cumartesi

Maydanozdan da Mutlu Olur mu İnsan?

       

:))
        Baharda toprakla  çiçekle,  böcekle selamlaşmadan birbirine karışmadan olur mu hiç. Ama ben bu bahar her zamankinden farklı olsun istedim. Zaten balkonumda ufacık tefecik içi dolu çiçekçik olan  uzun bir saksım vardı. Yetmedi bana, ben de yumurta kabuklarına saldırdım. Abartmadığım gerçeği de işte apaçık ortada. İşin şakası bir yana tiryakisi olduğum Pinterest gezintilerim sırasında bu fikri aklıma yazmıştım. Yazmakla olmuyor tabii bu kendin yap (diy)  projeleri bekletmeye gelmez. Bir bakmışsın uçmuş gitmiş heyecanın.
     
İlk günümüz
Yumurtaları kullanırken baş kısmından kırmaya özen gösterdim. Sonrasında içine biraz toprak yerleştirdim. Azıcıkta maydanoz tohumu serptim. Sonra üzerilerini hafifçe toprakla örttüm. Biraz titiz olmakta ve yavaş hareket etmekte fayda var. Malum yumurta kabukları çok hassas, çıt diye kırılmaları an meselesi.
       Yaklaşık 10 gün önce ekmiştim maydanozları. Şimdi de tatlı tatlı gülümseyip bana el sallıyorlar.  Bende de bir mutluluk, bir gurur sormayın. Sanırsınız ölümsüzlük aşısını buldum. Gelene giden gösteriyorum acayip yumurtadan saksılarımı.
Biraz makyaj yaptık, biraz süsledik. Bahara yakışır olsun istedik.
         Aslında mesele mutluluğun gelmesini beklemekte değil. Mutluluğu yaratmak, mutluluğu aramak ; işte her şeye rağmen bizleri ayakta tutan bunlar değil mi? Mutluluk bazen bir maydanoz tohumunda, bazen bir demlik çayda bazen de bir dost kahkahasında. Ama arayana, anlayana...
        Mutluluğu arayış serüveninizde zafer hep sizinle olsun :))


8 Mayıs 2013 Çarşamba

Anneler Günü Gerçeği

        12 Mayıs 2013 yani Anneler günü. Çocukluğumuzdan bu yana kutladığımız evde bir bayram havası estiren tatlı , şirin bir gün. Annelerin değerini, kıymetini anlatmaya elbette kelimeler yetmez. Ama bir resim, bir öpücük ya da kocaman bir kucaklama ile annelerin gönlünü her an almak mümkündür. Anneler gününün kutlanması taraftarıyım. Biz kadınlar birazcık şımartılmayı çokça da hatırlanmayı severiz. İçinde sevgi barındıran her ay, gün , hafta kutsaldır.

       Ancak, bu güzeller güzeli gün ile de ilgili benim tuhafıma giden birazcık da canımı sıkan durumlar var. İlk olarak, Anneler Günü'nün hediyelerinin annelerden rol çalması müthiş derecede beni rahatsız ediyor. Sanki reklamlar bana şunu diyor '  Annene şöyle koçbaşı kadar pırlanta almazsan evlat değilsin. Yazıklar olsun sana  vefakar, cefakar annene hala bir  akıllı telefon alamadın mı? Kadıncağız bir ankastre setide mi hak etmiyor tüüh sana.' İşte bana bu aralar reklamlar sağdan soldan tokatlaya  tokatlaya geliyorlar. Sanki ne kadar pahalı ve gösterişli bir hediye alırsan o kadar vefalı evlatsın. Bu arada yanlış anlamayın. Hediye olayına karşı değilim. Ama manevi ve cici hediyeler hele de içine birazcık yaratıcılık katılmışsa muhteşemdir benim görüşümce. 


        İnsan annesine olan sevgisini nasıl sığdırır bir hediye paketinin içine. Biraz muziplik biraz da estetik katmadan Anneler Günü hediyesi olur mu hiç. Çikolata olur, mutlu anlardan oluşan bir fotoğraf karesi olur, çiçek olur, kedi olur. Her şey olur ama... Bir grup  hediye var ki, olmasa da olur. İşte karşınızda elektrikli ev ve mutfak aletleri serisi. Aman çay makinesi alayım da bana çay yaparsın. Süpürge alayım da mutlu mutlu ev süpürürsün. Tencere alayım sarma sarsın. Olur, başka emrin. Bence en berbat hediye grubu ev işi içeren hediyeler. Hediye demeye dilim bile varmıyor. Bir anne olarak söyleyeyim. Ev işi yaptığımız anlar en mutlu anlarımız değildir.

      Bu arada Anneler Günü öncesinde reklamları şaha kalkan büyük beden giyim markalarının tümünü kınıyorum. Tüm anneler fazla kiloludur, öyleyse hepsi battal beden giyinmek zorundadır. Olsak da size ne. 365 gün mışıl mışıl uyuyun,  Anneler Günü'nde parayı kıyıp reklam yayınlayın. Neyse, sanırım bugün biraz huysuzluğum üzerimde.

       Geçelim beni en sinir eden son Anneler Günü bombasına. Mayısın her ikinci pazarı gazetelerde çarşaf çarşaf ünlü medyatik kadınlarımız. Kucaklarında bebişleri. Yüzlerde kocaman gülümseme.(12 kişilik yemek takımı beyazlığında şık ve beyaz dişlerle) Baba figürü silik vaziyette. İştahla röportaj verdiklerini görürüz. Ve yıllardır hepsi sözleşmişçesine aynı şeyi söyler durur. 'Ayy annelik dünyanın en harika duygusu ama bir o kadar zooor.' Tabii memlekette bakıcı beğenmeyip kaçak göçek yabancı dadı tutarsan biraz zorlanabilirsin. 'Çoook özeeel bir çocuk, doğarken ingilizce ağladı.Yetişemiyorum hızına. Çoook zormuş anne olmak çoook.' Tabii annesi filolog, babası astronot. 


       Biriniz de çıksın çok şükür desin. Devlet memuru musun, duvar ustası mısın, inşaat işçisi misin? Cerrah mısın, bilim insanı mısın, haberci misin? Sahnede iki saat turlayıp üç şarkı söylersin. Akşam ne yemek yapsam diye mi düşünürsün, faturaları mı? Çocuk hasta olunca müdürden nasıl izin alacağım diye kahrından ölür müsün? Sabah 6'da evden çıkıp akşam 8'de eve mi gelirsin. Hamilelikte aldığın 300 gr ile gurur duyar, göbek sahibi kadınlara akıl verirsin.
        Tüm medyatik annelere sözüm şudur ki. Şükredin ve anneliği bize öğretmeye kalkmayın. Maddi olanaklarınızda gözümüz yok, yanlış anlamayın . Ama çocuklarınızı o sabun köpüğü şöhretinize malzeme etmeye kalkmayın. Çünkü benim durduğum yerden çok çirkin görünüyorsunuz.
     Canım basın mensupları. Bu anneler gününde de normal bir anneyle röportaj yapın. Kendi annenizle, komşu teyzeyle, bir fabrika işçisiyle. Ne dersiniz? 

6 Mayıs 2013 Pazartesi

AĞZINI BURNUNU KIRARIM BEBİŞİM

      Nasıl bir Dünya'da nasıl insanlarla yaşadığımıza hala akıl sır erdiremiyorum. Kadına uygulanan şiddet ve cinayet haberleri her gün kanımızı dondururken aramızdan biri çıkıyor ve '' Erkekler neden vuruyor? Kadın car car konuştuğu için, o yüzden ben böyle kadınların şiddeti hak ettiğini düşünüyorum.” diyor.Kadınlarımıza uygulanan şiddetin tek sorumlusu olarak maduru gösteren , suçluyu da kahraman ilan eden bu kişi kim mi dersiniz. Çok eşlilik açıklamalarıyla kamu oyunu lüzumsuzca yıllardır meşgul eden İslami Yaşam Koçu 'Sibel Üresin'.  İslamiyet ki sevgi ile Allah aşkı ile dolu bir inanıştır. Kalbi Allah için çarpan bir insan nasıl olur da  birinin canına kast eder. Ve nasıl bir insan da çıkıp 'Ölen mi suçlu öldüren mi? Bir tahrik var yani ortada. Kadının en büyük silahı kinlenmek, içine atmak ve tavırlarıyla belli etmektir ama erkek şiddete başvurur çünkü yaradılışı böyle' diyebiliyor. 
    İkra dergisine verdiği röportajı baştan sona okudum. Okurken gözlerime inanamadım. Bir insanın çektiği acı başka birini nasıl mutlu eder. Son 50 yılda sırf kadın oldukları için öldürülen kadınların sayısı 20.yüzyılın tüm savaşlarında ölen erkeklerden daha fazla. Ve her 3 evden birinde şiddet uygulanıyor. Geleceğimiz olan çocuklarımızı işte böyle bir Dünya'ya emanet ediyoruz. 
    Bazı insanlar radikal tutum sergileme adına daha ne kadar saçmalayacak.Gündemde kalmak umuduyla daha ne kadar can acıtacak. Yan dairedeki komşunuz kocası tarafından dövülürken nasıl Oh canıma değsin diyeceksiniz. Asıl beni korkutan ne Sibel Üresin ne de dayakçı erkekler. Beni korkutan şiddeti haklı bulan diğer kadınlar. Ve inanın bana , sayıları hiç de az değil.
      Ama itiraf edeyim ben bugün insan olduğum için  bugün bir kez daha utandım.



 Şiddet mağdurlarına yardım eli uzatan Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı'na destek vermek için AİS yazıp 6643'e gönderebilir. Şiddete karşı dur diyebilirsiniz.

3 Mayıs 2013 Cuma

En Beğenilen Kız ve Erkek İsimleri


        2013 yılında, anne-baba adaylarının bebekleri  için isim aramalarında kız bebek isimlerindeMısra”, erkek bebek isimlerinde ise “Poyraz” bir numara oldu. Annelere yönelik paylaşım ve bilgi sitesi Anneysen.com’un yaptığı incelemeye göre son yıllarda doğadan esinlenilen, bilindik isimler daha çok tercih ediliyor.  Senenin ilk altı ayında www.anneysen.com üzerinden bebek ismi araması yapan 400.000 kişinin arama sonuçlarına göre ilk sıraya oturan “Mısra” ve “Poyraz” kolay söylenmesi ve anlaşılabilir olması nedeniyle ön plana çıkmış.
Çiftlerin bebeklerine koydukları isimlerde dönemlere göre farklılıklar olduğunu yıllar içinde gözlemlediklerini anlatan anneysen.com Kurucu Ortağı Pınar Şimşek “Anne-baba adayları özellikle bebekleri için verecekleri bu ilk önemli kararda çok hassas davranıyorlar. İsimlerin sadece anlamını değil, isim analizlerini de merak ediyorlar. Biz de Anneysen.com’da bebek isimlerini farklı açılardan inceleyerek anne baba adaylarının en doğru şekilde bilgilenmelerini sağlamaya çalışıyoruz” dedi.
Bu yılın anneysen.com’da en çok incelenen bebek isimlerindeki ilk 5 ise şu şekilde verildi:
Kız bebek isimleri:
Erkek bebek isimleri:
1.Mısra               
1. Poyraz
2.Bade
2. Fırat
3.Itır
3. Aras
4.Fatma
4. Mehmet
5.Zeynep
5. Tarık


anneysen.com hakkında
Anneler için paylaşım ve bilgi platformu olan anneysen.com, “anneliğin zorluklarını ve keyiflerini paylaşmak” hedefiyle hareket eden iki girişimci anne Aylin Çakır ve Pınar Şimşek tarafından 2010 yılının Ocak ayında kuruldu. Çocuk bakımı, sağlık, diyet, eğitim, hukuktan, çocuk yemekleri, psikolojiye dek birçok alanda anne ve anne adayları sorularına cevaplar bulabiliyor, anneliğin zorluklarını ve keyiflerini paylaşıyorlar.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

SOLO , LEGADEMA VE BİZ

       
         Son zamanlarda televizyonda en sık izlediğim kanal Nat Geo Wild. Bu Dünya'yı paylaştığımız, aynı havayı soluduğumuz, aynı suyu içtiğimiz hayvanların dünyasına yaptığım yolculukta ne maceralara yol alıyorum bir bilseniz. En son Vahşi Köpeğin Hikayesi beni etki alanına aldı. Afrika- Okavango Delta'sında yalnız kalan vahşi köpek Solo'nun içgüdülerine saygıyla şapka çıkarttım resmen. Daha önce birlikte olduğu iki arkadaşını kaybeden Solo yalnız kalmıştır ve yaşam mücadelesi vermek zorundadır. Ya yem olacaktır ya da yem bulacaktır. Bir yandan da dişi bir köpek olan Solo'nun annelik içgüdüleri  açığa çıkmıştır. Ancak çiftleşmesi için bir şans elde etmesi yalnız kaldığı için zordur. Yaşam mücadelesini muhteşem sosyal ilişkileriyle alt eden kahraman kızımız, annelik serüvenine de farklı bir bakış ile yaklaşıyor.
    
       Bir çakal ailesiyle karşılaşır. Anne, baba ve 4 yavru mutlu mesut günlerini geçirirken Solo onları keşfeder. Eyvah, herhalde yavruları yiyecek diye düşünüyordum ki, Anne ve Baba çakalı yuvadan kovup yavrulara annelik etmeye başladı Solo. Hayretler içinde kaldım tabii. Yeni anneleri bir kaç gün boyunca yavruları besledi, ilgilendi, oyunlar oynadı. Annelik güdülerini doyasıya yaşamaya fırsat buldu. Ancak madalyonun diğer tarafı da var elbette.  Gerçek anne babaları da yavrularına kavuşma imkanı yaratma çabasındadır. Onlar da mücadelelerinden asla ödün vermedi. Resmen yuvaları dağılmış olan bir ailedirler artık.  Bu arada çakalların ne kadar zeki olduğuna dair söylenenlerin de gerçek olduğunu bu belgesel sayesinde öğrenmiş oldum. Derken anne baba , dört yavrusuna  kavuştu. Haliyle gerçek anne baba ve çocuklar için seviniyorsunuz.  Sonra mı? Solo'nun gözlerindeki yaşları ve hüznü görmemek imkansızdı. O an orada olmak, ona sarılmak, bu da geçecek demek istedim. Anne ve baba çakalın üçüncü günün sonunda yavrularına kavuşma anını ve Solo'nun hüznünü buradan paylaşabilirsiniz.
         Çakallarla vahşi köpeğin hikayesi bitmedi daha. Devamını başka bir postta paylaşacağım. Ve eminim Solo, benim gibi sizin de kahramanınız olacak. Ama fırsat bulursanız mutlaka Nat Geo Wild'da Vahşi Köpeğin Hikayesi'ni izleyin derim.
     Bu arada annelik içgüdüleri ve hayvanlar söz konusu olunca Dünya'nın en meşhur büyük kedisi Legadema'yı anmasak olmaz. Annesinde uzakta yaşam mücadelesi veren Leopar Legadema'nın yavru Babun ile olan macerasını bir çok kişi izlemiştir.

     
     Solo ve Legadema'nın şefkat dolu hikayelerini izledikten sonra insan olduğumdan utandığımı itiraf edeyim. Şimdi soruyorum size. Kim daha vahşi? Solo mu, Legadema mı? Yoksa , çocuklarına şiddet uygulayan, istismar ve ihmal eden insanoğlu mu???