28 Mart 2013 Perşembe

Bebeklerinizin ihtiyaçlarını %90'a varan indirimlerle karşılamak için artık mompery.com var!

Anne ve hamile kadınların tüm ihtiyaçlarını bulabilecekleri, uzun yıllar severek kullanacakları en tanınmış ve kaliteli markalara ait ürünleri %90’a varan indirimle alma fırsatı sunan yeni anne bebek alışveriş sitesi açıldı: Mompery.com!

Bebeğinize ipeksi bir dokunuşla yaklaşacak bebek battaniyeleri, yeni doğmuş bir bebeğiniz varsa her gün birden fazla adet kullanmaya mecbur olduğunuz bebek bezleri ve yemek yeme alışkanlığı kazandırırken kullanacağı şirin ve renkli önlüklerle sizler de onunla çocuk olacaksınız. Anneleri anlayan Mompery.com’da Trenyol’da tecrübe sahibi olan gençlerin, ‘Mutlu çocuk mutlu aile’ kavramıyla yola çıkması da bu yüzden.

Mompery.com’un size özel sunacağı fırsatlardan yararlanmak için hemen siteye giriş yapmanız yeterli. Üye olduğunuz anda hemen 20 TL hediye çeki kazanıyorsunuz. Avantajlar bununla da kalmıyor, ilk 100 TL alışverişinizde 20 TL indirim kuponunu da kazanabiliyorsunuz. "Avvio, Hello Kitty, Huggies, Kotex, Wonderwalls, Be Cool” gibi seçkin ve kaliteli markaların inanılmaz indirimleri için günlerce beklemenize gerek yok artık.

Her sabah 7’de siteye yapacağınız girişle birbirinden güzel fırsatları görebilir, 3 günde bir yenilenen butik anlayışıyla herkeste bulunmayan bir çok özel ürüne sahip olabilirsiniz. Bebeğiniz ve siz için yaratılan bu fırsatları sakın kaçırmayın!

Bir bumads advertorial içeriğidir.


27 Mart 2013 Çarşamba

BUMERANG ETKİSİ

         Yıllardır biriktirdiğim kelimeleri paylaşma arzusuyla blog yazma maceram başlamıştı. Yazdıkça , araştırdıkça mutlu oluyor, yepyeni kelimeler keşfetmek istiyordum. Ama bir gün çok güvendiğim kelimelerimin arasında sıkışıp kaldığımı farkettim. Daha çok okunmak, daha çok okumak , daha çok çoğalmak istiyordum. Hem yazılarımı tanıtıp hem de farklı kategorilerdeki bloggerlarla etkileşime girmek başta bana çok zor gelmişti.
      Derken, Bumerang ile tanıştım. Sağladığı fırsatlarla hem kendimi geliştirme imkanı buldum hem de yazılarımı Yazarkafe aracılığı ile daha geniş kitlelere sunabildim. Ayrıca Tanıtımlar, Şablonlar ve Link Paylaşım özelliğiyle yazılarımın ücretsiz reklamının yapılması  fırsatını buldum. Arasında sıkışıp kaldığım kelimelerim artık bir düzene girmişti. Sorularım olduğunda sormaktan hiç çekinmedim ve Bumerang Destek'ten her zaman cevap anında geldi. 
       Bumerang etkisi  bu kadarla da sınırlı değil elbette. Tanıtım içerikleri sayesinde kazanç elde etmenin keyfi de bir diğer cazip noktası oldu . Ayrıca, sosyal medya hesaplarında hazırladığı kampanyalar sayesinde hediyeler kazanmak da  mümkün. Hatta bu sayede Elif Şafak'tan imzalı  Gökyüzünün Yarısı kitabına kavuşmanın haklı gururunu yaşıyorum. 
      Yazdıklarının okunması, paylaşılması, yorumlanması bir blog yazarı için en büyük mutluluktur. Kelimelerimi çoğaltan, zenginleştiren, tat katan Bumerang'a kendimi ifade etme çabama desteğinden dolayı çok ama çok teşekkür ederim.
      İyi ki hep yanımdasın:)
       









25 Mart 2013 Pazartesi

MİNİK KÖSTEBEK PASTA


   Siz öyle minik olduklarına bakmayın, lezzetleri damakları şenlendiriyor. Çocuklu hayatın öğrettiği durumlardan biri de pratik ve eğlenceli mutfak reçetelerine sahip olmaktır. Son öğrendiğim bu çılgın köstebekleri iftiharla sunarım efendim.
 Minik Köstebek Pasta İçin Malzeme Listemiz
Kek İçin
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı süt
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 paket kabartma tozu
  • 2 su bardağı un
  • 3 yemek kaşığı kakao
Krema ve Süsleme  İçin
  • 1,5  Paket Krem Şanti
  • 1 su bardağı süt
  • Muz - isteğe bağlı çilekli , orman meyveli de yapabilirsiniz. Damla çikolata da alternatifler arasında
  • Muz jölesi - kullanılan meyveye uygun bir meyve sosu ya da jöle kullanılabilir
      2 yumurta ve şekeri mikserde 5 dk kadar çırpın. Sütü ve sıvıyağı da ekleyip çırpın. Unu , kakaoyu ve kabartma tozunu eleyerek ekleyin. Unu ekledikten sonra sakın mikserle çırpmayın. Bir çırpma teliyle yavaşça keki kıvama getirmek için karıştırın. Midi fırın tepsisinde 180 derece fırında 15-20 dk kadar pişirin. Fırında fazla kalmamasına dikkat edin. Keki soğuduktan sonra dilediğiniz büyüklükte bir bardak yardımıyla daireler oluşturarak kesin. Aralarda artan kek parçalarını da kırıntı boyutunda ufalayın.

   Krema için krem şantiyi tarife göre hazırlayın ve katı kıvamda olmasına dikkat edin. Daire halindeki keklerin üzerine krem şantiyi sürün. 

    Hazırladığınız kırıntılarını eşit biçimde krem şantilerin üzerine paylaştırın. En üstünü de muz ya da istediğiniz herhangi bir meyveyle süsleyin. Kararmasını engellemek ve daha şık görünmesi için üzerine meyve sosu ya da muz jölesi ile süsleyin.  Sonrası mı? Ev halkının tezahüratlarına hazırlıklı olun. Afiyet olsun:)




23 Mart 2013 Cumartesi

MART MASALI

      Bir varmış bir yokmuş. Zamanların ötesinde , mekanların gerisinde bir tılsımlı diyarda gökten 12 tane peri kızı düşmüş. İsimleri Ocak, Şubat, Mart, Nisan , Mayıs , Haziran , Temmuz, Ağustos, Eylül , Ekim, Kasım ve Aralık'mış. Hepsi birbirinden hem farklı hem de benzermişler. Hepsine sırayla marifetlerini gösterme imkanı verilmiş. Hemen hemen hepsi aynı sürede yeteneklerini sergileyeceklermiş. 
         Tabiat Ana'nın ihtiyacına göre aylar sıraya dizilmiş. Kar gibi beyaz Ocak başlamış ilk olarak marifetlerini sergilemeye, doğanın ihtiyacını vermeye. Zamanı bitince sessiz sakin, usul yorgun kenarına çekilmiş. Şubata gelmiş sıra. Şubat da Ocak'tan sonra uygun olan vazifelerini gerçekleştirip tabiatı çekip çevirirken Mart'la karşılaşmış birden. Bu duruma aslında pek de şaşırmamış Şubat. Nice zamandır bilirmiş Mart'ın sabırsızlığını. Mart, Şubat'tan çabuk olmasını istemekle kalmamış. Ayrıca Ocak'tan bir farkı olmadığını, insanların artık kardan kıştan bıktığını söyleyip durmuş. Biraz alıngan ve hassas olan Şubat Mart'ın baskılarına daha fazla dayanamamış ve 28 günde meydanı   bırakmış. Büyük bir mutlulukla sıranın gelmesine sevinen Mart önce sıcacık güneşle eritmiş evlerin çatılarındaki karları. Çiçeklerin tohumlarını uyandırmış. Gökyüzünü de koyu griden maviye boyamış. 
        Ama işler onun planladığı gibi devam etmemiş. Şubat'ın 2 gününü elinden aldığı için diğer periler tarafından cezalandırılmış. Şubat'ın kayıp iki gününe karşılık Mart'tan iki hafta alınmış. İlk ve son haftalar Mart'ın, ortadaki iki hafta da Şubat'ın olmuş böylece.
       İlkbahar'ın ilk ayı, insanların-doğanın sabırsızlıkla beklediği Mart pişman olsa da kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırmasıyla ünlü ay olarak hafızalara kazınmış. 
       Takvimler ister baharı ister kışı göstersin ama sizin pusulanız her zaman doğruyu göstersin.
       

21 Mart 2013 Perşembe

Hamilelikte 1. Ay Neler Olurmuş Bi Bakalım

       Hamile olduğum dönemler en çok araştırma yaptığım , en çok okuduğum ve en çok sorduğum dönemlerdi. İşte bu dönemlere ait sakladığım kitaplarımı,  dergilerimi düzenlerken sizlerle paylaşma fikri aklıma geldi. Hatta biraz geç bile kalmışım bu konuda. Çünkü sadece çocuğun kişiliğinin değil, anneliğin kişiliğinin temelleri de hamilelik döneminde atılıyor elbette.  Doğumdan, bebekten, bedensel değişimden korkmamak için tüm anne adaylarını araştırmaya davet ediyorum. Ne kadar çok bilgi sahibi olursan o kadar çok etki sahibi de olursun. Gerisi mi, tamamen annelik içgüdülerine kalmış. Gözlerine kapat, derin bir nefes al ve kendini bebeğinin yerine koy . Neye ihtiyacı olduğunu göreceksin.
      Kendi deneyimlerim ve elimdeki kaynaklarla Hamilelikte  Neler Olmuş Bi Bakalım başlasın bakalım...

Hamilelikte 1. Ay
      Tebrikler, anneler klubüne hoş geldiniz. Zahmeti ve sevgisi sonsuz olan adeta bir felsefe okulu olan annelik serüveninin ilk ayında belirtiler çok güçlü değildir. Ama hayat o kadar da normal değildir artık.
    1. ayın sonunda bebeğiniz henüz pirinç tanesinden de daha küçük bir embriyo halindedir. Sonraki iki hafta içerisinde ileride beyin ve omuriliği oluşturacak olan nöral tüp, kalp, sindirim sistemi , duyu organları ve ileride kol ve bacakların oluşacağı tomurcuklar oluşmaya başlar. 

Fiziksel Belirtiler

  • Adet kanamasının kesilmesi. Adet kanamanızın beklendiği günlerde ya da döllenmiş yumurtanın rahminize yerleştiği sırada çok hafif bir kanama olabilir.
  • Yorgunluk ve uykusuzluk.
  • Sık idrara çıkma
  • Kusma ile birlikte ya da kusma olmaksızın mide bulantısı
  • Midede yanma , şişkinlik ya da hazımsızlık
  • Yiyeceklere karşı aşırı istek ve ya isteksizlik
  • Memelerde dolgunluk, şişkinlik, hassasiyet, gerginlik.
Duygusal Belirtiler
  • Adet öncesi dönemdekine benzer bir duygusal değişkenlik hali ( çabuk parlama, duygulardaki hızlı değişimler, ağlamaklı olma ya da sık ağlama)
  • Kaygı, neşe, korku, çoşku- bunlardan biri ya da tümü.
Hamilelikte Yorgunluk: 
Hamileliğin ilk aylarında anne adaylarının kendilerini yorgun hissetmeleri normaldir. Çünkü hamile bir kadının bedeni dinlenme anında olsa bile bir dağa tırmanan bedenden daha fazla çalışmaktadır. Bunun önemli nedeni , bedeninizin , bebeğinizin yaşam destek sistemi olan ve oluşumu gebeliğin üçüncü ayının sonunda tamamlanacak olan plasentayı oluşturacak olmasıdır. Yorgunlukla savaşmayın ve bunun vücudunuzdan gelen bir istek olduğunu kabul edin. 
  • Kendinize özen gösterin
  • Başkalarının size özen göstermesine izin verin 
  • Günlük beslenmenizin yetersiz olmamasına dikkat edin.
  • Bulunduğunuz ortamı havalandırın, sağlık açısından şartlarını kontrol edin.
  • Yürüyüş yapın.
  • Doktor seçiminizi dikkatli yapın. Kolay iletişim kurabileceğiniz bir doktor olmasını sağlayın. Doktorunuzun iletişim bilgilerini çevrenizdekilerle paylaşın.
  • Bebeğinizle duygularınızı paylaşacağınız bir günlük, anı defteri veya fotoğraf albümü tutun. 
  • Bu keyifli bekleyişin tadını sevdiklerinizle çıkarmayı ihmal etmeyin.
Kaynak: Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler/ Arlene Eisenberg, Heidi e. Murkoff, Sandee E. Hathaway

20 Mart 2013 Çarşamba

21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü


    Kimi insanların şanslı kimilerinin şansız olduğunu düşünürüz.  Ama bana göre her insan özeldir ama bazıları daha özeldir. Dünya'ya çoğunluktan farklı özelliklerle gelen çocuklar var. Normaller gezegeninde kim ne kadar normal ya da bunu kim belirliyor? Tartışılabilecek bir konu elbete. 
   Engelli, özürlü demek yerine özel çocuklar demeyi tercih ediyorum ben onlara. Umut dolu gözler, inanılmaz temizlikte bir yürek onların sahip olduğu. Down Sendromu Farkındalık Günü olan 21 Mart'ta insanların bu konuda farkındalık kazanması için çeşitli etkinlikler düzenlenecek. 
    Özel Çocuklar'a yardımcı olmak istiyorsanız önce farkında olun lütfen. Farkındalığı ise ancak bilgi sahibi olarak edinebilirsiniz. Bilgi Çağında yaşarken , bir tıkla Paris sokaklarında dolaşabilrken insanların hala 'beni ilgilendirmez' tutumu beni çılgına çeviriyor. Acıyarak değil anlayarak, üzülerek değil düşünerek yardımcı olabilirsiniz özel insanlara, özel çocuklara.
 Ayrıntılı bilgiyi  www.downturkiye.com adresinden öğrenebilirsiniz.
Down Sendromu Hakkında
    Down Sendromu bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Down sendromunu iyileştirecek veya yok edecek bir tıbbi tedavi yoktur. Tek yol eğitimdir. Down Sendromlu bireylerde 21.inci kromozomdan 3 tane vardır. Bu fazlalık bireyin fiziksel ve zihinsel özelliklerine de yansımakta, gelişim geriliğine sebep olmaktadır. Down sendromuna sebep olan faktörler henüz tespit edilememiştir. Hücre bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom yer alması ile meydana gelir.  Down sendromuna sebep olduğu bilinen tek etmen hamilelik yaşıdır, 35 yaşüstü hamileliklerde risk artar. Ancak genel olarak genç kadınlar daha fazla bebek sahibi olduğundan Down sendromlu çocukların %75-80’i genç annelerin bebekleridir. Ülke, milliyet, sosyo-ekonomik statü farkı yoktur. Ortalama her 800 doğumda bir görülür. Hafif veya orta seviye zihinsel  ve fiziksel gelişim geriliğine sebep olur. Tüm dünyada  6 milyon civarında Down sendromlu birey yaşamaktadır. Türkiye’de tam bir veri yok ama yaklaşık 100.000 DS’lu kişi olduğu tahmin ediliyor.
Kaynak:http://bebekvecocuk.milliyet.com.tr

Sevgilinizin tweet'ini Domino's Pizza kutusunun üstünde görseniz hoş olmaz mıydı?

dominos kafan gider
Sevgilisine ilginç bir sürpriz yapmak isteyenler yaşadı. Türkiye'de sosyal medyanın en etkili markalarından biri olan Domino's Pizza yepyeni bir Twitter projesine imza atıyor. #kafangider hashtag'iyle tweet atan herkesin Twitter nick'i (kullanıcı adı) Domino's Pizza kutularına basılıyor. 

Uygulama kısaca şöyle. Twitter'dan veya kafangider.com mikro sitesi üzerinden Twitter hesabınızla bağlanarak (Twitter connect) #kafangider hashtag'iyle tweet atıyorsunuz. Bu tweet'ler arasından gün içinde en çok retweet alan ilk 3 tweet'i sahibinin nick'iyle birlikte site sayfasındaki pizza kutusunun üzerinde görebiliyorsunuz. 

2 hafta boyunca sürecek uygulamada, toplamda en çok retweet edilen ilk 3 tweet, atanın nick'iyle beraber Domino's tarafından özel olarak üretilecek gerçek pizza kutularının üstüne basılacak. Ayrıca uygulamaya katılıp, tweet atan herkesin nick'leri de bu özel pizza kutusu üstünde yer alacak.

Bu projenin ödülü de eksik değil tabi. Uygulamaya kafangider.com üzerinden tweet atarak katılan kullanıcılar arasından yapılacak çekilişle her gün 30 kişiye bedava pizza kuponu dağıtılıyor. 

Düşünsenize sevgilinize özel bir tweet atıyor ve bunu ona bir pizza kutusunda yolluyorsunuz. Keşke bu proje Sevgililer Günü'nden önce yapılsaydı:)

Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Mart 2013 Pazartesi

ERKEKLER BUNU BİLEREK Mİ YAPIYOR?

       Kadınları anlamanın ne denli zor olduğundan bahsedip durur erkekler. Yüzlerce yıldır kadınların neden çabuk sinirlendiği, alındığı, ağladığı konusunda türlü muhabbetler çevirirler. Bu da yetmezmiş gibi kendilerini çok mantıklı sanıp  duygularına gem vurabilen harika varlıklar olarak adlandırırlar. Kadınların eleştirilerini şikayet olarak görüp, kendilerini  tenkit edilmeyecek kadar mükemmel görür postmodern Apollo heykelleri.
      İtirazım var. Hemcinslerime yapılan bu türlü ve her türlü iftiraya, karalamaya itirazım var. İlk olarak,  kadınlar durduk yere sinirlenmez. Erkekler milyon defa çorapları kirli sepetine atması konusunda uyarıldıkları halde neden hala canları istedikleri her yere çoraplarını fırlatıp dururlar. Ne yani kendi alanlarını mı işaretliyorlar böyle yaparak? Sonra kadın uyarınca, birazcık da sesini yükseltince,'Ne oldu sana, özel gününde misin' diye sorarlarsa suçlu yine biz miyiz Sayın Okuyucu Vicdanı.
       Çocukların ödevlerine yardım gerektiğinde her daim yorgun olan erkekler akşam maç saatinde tribündeki amigoları kıskandıracak performanstadır. Şimdi biz miyiz dengesiz? 
       Fanatiği oldukları takım kaybedince, kıpkırmızı olan, bağırıp çağıran hatta ağlayan erkekler;  siz söyleyin biz miyiz aşırı duygusal? 
      Hala tatlı kaşıklarının hangi çekmecede olduğunu bilmeyen erkeklerin kadınları dikkatsiz olarak algılaması peki ne kadar adaletli?
       Sabahın en erken saatlerinde tüm ihtişamıyla işe giden tabii bu arada çocukların kahvaltılarını hazırlayıp okula götüren, akşam eve gelince  evi düzene koyan, yemekleri vitamini kaçmasın diye özenle  pişiren ve mükellef sofralar hazırlayan kadınlar varsın ofsaytı anlamasın, çok mu?
      Neyse söz meclisten dışarı. Ama kadın olsun erkek olsun. Bir insan sinirli, üzgün ya da mutsuz olduğu zaman mutlaka bunun bir dış etmeni vardır. Bilmem anlatabildim mi?
     

14 Mart 2013 Perşembe

Kentsel Dönüşümde Amaç Depreme Karşı Güvenli Yapılar Oluşturmak



Binanız artık ekonomik ömrünü doldurdu mu? Ya da deprem bölgesinde oturuyorsunuz ve binanızın depreme karşı sağlam olup olmadığından emin değilsiniz. İşte bu durumda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onay ve yetki verilmiş kentsel dönüşüm firmalarından birine giderek binanız için deprem risk raporu talep edebilirsiniz. Bina sakinlerini hepsinin onayına gerek kalmadan sadece tapunuz ve nüfüs cüzdanınızın fotokopisi ile başvurmanız yeterli olmaktadır. Çıkan sonuca göre rapor Bakanlıktan onaylandıktan sonra tapıu müdürlüğüne bildilrmektedir.
Eğer binanız sağlamsa ne mutlu size. Güvenli bir şekilde oturmaya devam edebilirsiniz. Şunu bilmekte fayda var, sadece yenileme amacıyla kentsel dönüşmden yararlanamazsınız. Yani diğer bir deyişle kentsel dönüşüm sadece riskli yapıların yenilenmesi sürecini kapsamaktadır. Diğer türlü yenileme işlemini anlaşacağınız herhangi bir firma ile gerçekleştirebilirsiniz. Ancak binanız çürük ise bu durumda zaten tapu müdürlüğü tarafından binaya riskli yapı şerhi konmakta. Ve artık bu binada oturmak riskli olacağı için güçlendirmek ya da yeniden inşaa ettirmekten başka şans kalmamaktadır. Bu süreçte anlaşmalı bankaların çok uygun faizlerle verdiği kentsel dönüşüm kredisi imkanından yararlanabilirsiniz. Ya da 18 ay süreyle verilen kira yardımından. Kentsel dönüşümden yararlandığınız zaman bankadaki dosya masrafı ile noter masraflarından da muaf oluyorsunuz. O nedenle binanıza güvenmiyorsanız kendinizi ve sevdiklerinizi risk altına almamak için daha güvenli ve daha konforlu yaşam alanına sahip olmak için hemen başvurunuzu yapın.

13 Mart 2013 Çarşamba

EMMA



  Kim mi Emma? Kim olacak ben , sen ,o . Hepimiz, tüm kadınlar. Mekanik zekaları ile hayata 1-0 önde başladığını iddia eden erkeklerin hayatlarındaki kadınlarız işte. Öğreten adam edasıyla biz kadınlara kendilerince ders vermeleri yok mu? Alın işte hepinize kapak olsun:)
    Kısacık reklam filminde verilmeye çalışılan mesajla ilgili kim bilir kaç kitap yazıldı, kaç milyar kelime uzay boşluğuna savruldu? Ama bu reklam filmini izledikten sonra eminim tüm kadınların yüzüne kocaman bir gülücük oturacaktır.
    İşte yaratıcı reklam sektörü adına, Emmaaaaa :)

9 Mart 2013 Cumartesi

GAME OF THRONES EFSANESİ


 Game of Thrones 3. sezonu ile kaldığı yerden devam ediyor. Cnbc-e'nin güzeller güzeli jesti sayesinde taht savaşlarını A.B.D. 'de yayınlandıktan 24 saat sonra izleyebileceğiz. Ve dizinin fanatiklerinin çoğu Khalesi'nin ejderlerinin kazanacağı zaferleri merakla bekliyor durumda. Game of Thrones ilk başta karışık bir konuya sahipmiş gibi görünse de her hikayede olduğu gibi güç savaşlarına geniş açı getiriyor. Olayı biraz basite indirecek olursak, konusu ve karakterler hakkında şöyle diyebiliriz.
 Game of Thrones'un Konusu
    Tosun Paşa'da Yeşil Vadi için didişip duran Tellioğlu ve Seferoğlu ailelerini hatırlarsınız. İşte ana fikir tamamen ortak. Game of Thrones'ta da bir Demir Taht kavgasıdır sürüp gidiyor. 9 büyük ailenin taht meraklısı prensleri prensesleri bu uğurda yapmadık hinlik, cinlik bırakmıyor. 9 aile de ütopik bir zaman ve mekanda yaşıyor. Kim mi bu postmodern Tellioğulları;
Barethon, Stark, Lannister, Targeryan, Greyjoy, Arryn, Tully, Martel, Tyrell evleri hilede hurdada birbirlerinden geri kalmamayı maşallah pek güzel başarıyorlar.


Barethon: Kral Robert  Barethon ölür ve taht kavgaları başlar. Normal şartlar altında kralın oğlu tahtın sahibidir ve saltanat sürer gider. Ama Kral'ın oğlu Joffrey'nin sanıldığı gibi Kralın oğlu değildir. Barethon hanesinin sembolünün kocaman boynuzlu bir  geyik olması ne de büyük bir tesadüf olmuştur. Veled-i zina olan Joffrey de tahta geçer geçmez sırrı açığa çıkaran Kralın Sağ Kolu olan efendi , çalışkan ve namuslu kişilik sahibi Ed Stark'ın kellesini vurdurur. Genetik kodlaması psikopatlıkla dolup taşan yeni Kral saf saf Richard'ın öz oğluyum diye ortada dolanır. Hem ergen hem kral hem de sevimsiz Joffrey'i Starkgiller intikam için ziyaret edecektir.

Stark Hanesi: Ed Stark'ın büyükten küçüğe tüm çocukları babalarının kanını yerde komamak adına harekete geçer. Büyük abi, Robb Stark'tır. O da babası gibi halk adamıdır. Ama onun da Joffrey gibi bilmiş bir anası vardır. Çok dırdırcıdır. Cat Stark zengin kızıdır, nüfusludur. Biraz da komplekslidir.
Küçük abi Jon Snow,  evde hep besleme muamelesi görmüş, Ed'in başka bir hatundan olan aşkının meyvesidir. Cat sinir olur bu Küçük Emrah bakışlı çocuğa , evde huzur vermez. Garibim de kendini duvar bekçiliğine verir. Duvar konusuna girmeyelim şimdi çok uzun olur, sıkmayalım seni sevgili okur.
Bir de küçük kız Arya var. Tam yeşilçam filmlerinden çıkmış bir erkek Fatma'dır. Annesi gibi Arya Stark da çok çakaldır.



 Lannister Hanesi: Hani dersiniz ya, bu adam olmasaydı Dünya daha güzel bir yer olurdu. İşte bu söz komple tüm Lannister'lar için geçerlidir. Pardon bir kişi hariç. İlk iki sezonda delikanlılığın kitabını yazan Tyrion Lannistter. Ailesi  bunu sevmez, bu da ailesini sevmez zaten.
Lannister'ların hepsi sarışındır. Bir de en zengin ailedir. Ağızlarını bir para bir de taht için açarlar. Tyrion'un annesi olan Cersei tam bir kontrol manyağıdır. Kibirlidir, kötüdür. Joffrey'in anasıdır daha ne olsun.


Targaryen hanesi(Khaleesi) : Bu haneyi maalesef hacamat ettiklerinden geriye bir tek Daenerys Targaryen kalmıştır. İlk sezonda deli abisi tarafından yabani bir kralla baş göz edilir. Sonra dul kalır. Başına gelmedik kötülük kalmaz. Onun mottosu da diğerlerinden farklı değildirDemir Taht benim olacak. Bence de uygundur. Khaleesi adıyla da bilinen beyaz saçlarıyla dizinin en çekici ve güzel kadını ünvanını hak eden Daenerys sürgündeki prensestir. Bu sezonda ortalığı birbirine fena katacaktır. Şimdilik bekar olan Khalesi 3 ejderha annesidir. Bir ara çalmaya kalktı cinlinin biri, ana yüreği durur mu kattı ortalığı birbirine.

     Aklıma ilk gelenler bunlardı. Daha onlarca kardeş, amcaoğlu, hala kızı , komşu tavuğu vs var. Ama benden şimdilik bu kadar, size iyi seyirler...

8 Mart 2013 Cuma

TURGAY BİÇER VE EĞİTİM KOÇLUĞU

     
    Uğur Dersanelerinin düzenlediği Eğitimde Koçluk ve Mentorlük seminerinde Prof. Dr. Turgay Biçer ile tanışma imkanı bulduk. Rehber öğretmenlerin Eğitim Koçluğu ve Mentorlükle ilgili sorularını cevaplayan ve harika bir bizlerle aydınlatıcı bir söyleşi yapan Turgay Hoca bizlerin de mesleki anlamda motive olmamızı sağladı. Tabii sadece mesleki alanda değil. Haytaın her alanında ertelediğimiz kimi zaman da ötelediğimiz isteklerimizi, amaçlarımızı gözden geçirme imkanı bulduk. Futbol Milli Takımımızın Dünya  üçüncülüğünde ve Galatasaray'ın UEFA şampiyonluğundaki Mentor ve danışman olması da bizi bu kavramla tanışmamızı sağlamıştı.

      Kısaca nelerden mi bahsetti;
      İlk olarak iki tür insan vardır; Birileri yapar, diğerleri olmasını bekler. Yani bazı amaçlarımızı salıverdim evrene o halletsin tembelliğinden kurtulmamız gerek.
      Başarı  aslında kolay ama işe yarayacak yolu öncelikle keşfetmemiz gerek. Başarı için öncelikle geçekçi hedefimizi saptamamız şart. Ne istediğimizi bilmemiz ve bu alanda eyleme geçmemiz gerekli. Başarımızı kontrol edip başaramadığımızda hatalardan ders çıkarabilmeliyiz. Tecrübelerimizden  yeni başlangıçlar için güç almalıyız.
     Zihnimiz olumsuz içeriği algılamaz. Özellikle çocuklarla iletişimde sürekli olumsuzluk bildiren cümleler verdiğimizde onları engellemiş ve kendimizden uzaklaştırmış oluruz sadece. Soyut cümleler yerine somut cümleler kurmak da başarıya giden yolda bir diğer unsur.
    Sınav stresi, başarısızlık korkusu hatta başarılı olma korkusu üzerine çok güzel bir söyleşi oldu bizim için. Ama en önemlisi çocukların ilgisini keşfetmenin hayatlarında atılacak en önemli adım olduğunu bir kez daha hatırlamış olduk. Anlatacak , yazacak çok şey var ama şimdilik bu kadar.
   Turgay Hoca ile söyleşi çok güzeldi, fikir kapımız aralandı daha fazla aydınlanma için Kazanmak Beyinde Başlar kitabıyla devam etmek istiyorum. Kendisine tekrar sonsuz teşekkürler...
   

7 Mart 2013 Perşembe

NIVEA yürekleri ağza getiren bir şakayla yeni Stress Protect deodorantı tanıttı

Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.


Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

6 Mart 2013 Çarşamba

AİLE PSİKOLOJİK DANIŞMA MERKEZLERİ

      Gözümüz ağrır doktora gideriz,  cildimiz kızarır doktora gideriz, midemiz bozulur doktora gideriz. Peki ruhumuz ağrıyınca ne yaparız. Düşünelerimiz bulanınca, duygularımız karışınca, içimizdeki çocuk bize küsünce ne yaparız? İnsanız, sırf kastan kemikten mi yaratıldık? Karamsarız, öfkeliyiz, mehametsiziz, benciliz, bağımlıyız. Hepsi biziz. Hatta fiziksel  hastalıkların  kökeninin ruhsal olduğu da bir gerçektir. Yaşama sevincimiz kaybetmemiz, göz sağlığımızdan daha az önemli değil. Ama ruh sağlığımız kadar ihmal ettiğim başka bir durum var mı acaba?
      Kendini ifade edememek, hayır diyememek, şiddet uygulamak, yalnız hissetmek, insanlara güvenememek, şüpheci olmak tüm bunların yaşamımızın kontrolünü ele geçirdiği durumlarda uzman desteği almamız gerektiğini hepimiz biliyoruz aslında. Toplumda sıkça ifade edilen bir savunma mekanizması var.' Ben psikolojik yardım almam, deli miyim'. İnsanların böyle düşündüğüne inanmıyorum. İnsanların bu şekilde düşünmelerinin sağlandığını düşünüyorum. Kasıtlı değil elbette. Sağlık alanında bir çok önemli hamleler atılırken ruh sağlığı bu zamana kadar hep geri planda kaldı. İnsanlar maddi yetersizliklerinden ya da hastanelerdeki kalabalıktan ötürü yeterli hizmet alamamaktan şikayetçi. 
      Ağır psikiyatri vakaları için elbette hastane gözetimi şart. Ama günlük hayatta insanların eşiyle, patronuyla, sevgilisiyle, çocuğu en önemlisi kendisi ile yaşadığı problemlere yardımcı olacak , rehberlik edecek bir uzmana insanlar çok zor ulaşıyor. Sorunlar daha büyük hale gelmeden müdahale edilemiyor ne yazık ki.
      Peki ne yapılmalı. Her mahallede bir Aile Hekimi var. Aynı hizmet oranında her mahallede bir Aile Psikolojik Danışma Merkezi de olmalı. Psikolojik yardım vatandaşa zor, ulaşılmaz olarak sunulmamalı. Toplumun çekirdeği ailenin bütünlüğünü korumak adına bu merkezlerin açılması ile toplumun genelinde bir ferahlama olacağına inanıyorum.
       Psikolojik danışman , psikologların ve psikiyatri  uzmanlarının  hizmet verdiği bir merkezin mahallenize açıldığını düşünün. Öfke yönetimi, hayır deme becerisi, problem çözme becerilerinin aktarıldığı ve mahreminizi koruyan bir kurumun varlığı sizi daha rahat hissettirmez mi? 
      Dileyelim gerçek olsun, hepimizin ruhu sağolsun....
     

5 Mart 2013 Salı

ANNE PABUCU YARIM

 
     Anne pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım. Bana göre her çocuklu evin alt melodisinde bu dizeler var. Çocuklar anneleriyle daha fazla oyun oynamak, annelerini keşfetme hevesindeyken. Annelerin çoğu bir günün 24 saaat olmasından şikayetçi. Paradoks basit; Çocuk anneyle zaman geçirememekten şikayetçi . Anne ise daha iyi bir anne olmak için zamanın kıtlığından dertli. Ortak sorun  zaman değil, zamansızlık.
    Kadınları erkeklerden ayıran en büyük özellik mükemmelliyetçilik olsa gerek. Çekmece düzeni, protein dengesi, saçların kesimi, oyuncak sepeti, masa örtüsü derken çocuğunu öpmeye fırsat bile bulamadan gün gelip geçebiliyor kimi zaman. Sanki anne olduğun ilk günden itibaren akreple yelkovan amansız bir yarışa girer. 9 ay boyunca bitmek bilmeyen zaman , ömrünün geri kalanında artık bir kuştur. Uçar gider.
    Anneler çocuklarına daha temiz ve düzenli bir ev sağlamak için, daha mutlu bir gelecek için çabalar durur. Ama filmin başrol kahramanı olan çocuğu ne yazık ki unutur. Küçük insan da sesini duyurmak adına olanca yaratıcılığını kullanır. Duvarlar çizilir, oyuncaklar saçılır. Hey, ben buradayım demenin türlü yolları aranır. Ama gün sonunda Süper Anne'den geriye yorgun bir savaşçı kalır.
     Çocukların ana ihtiyacının sevgi, bunun da en güzel paylaşım ortamının oyun olduğunu  unutuyor ve ne yazık ki mükemmel insan olma yolunda harcıyoruz. Bırakın sofra biraz beklesin, bırakın çamaşır yarına kalsın. Süper Anne olmak için onlarca kitap okumak, araştırmaları takip etmek yetmez. Günde yarım saat birlikte oyuna zaman ayırın, bilinmez bir kıtaya ilk adım atan kaşifin  keyfini tadın.
    Mutlu keşifler....

4 Mart 2013 Pazartesi

LİMONLU PASTANIN SIRADIŞI HÜZNÜ

   
      9 yaşındaki Rose, insanların duygularını yaptıkları yemekleri tadarak anlamaya başladığında başta büyük bir   bunalıma düşer. Çünkü henüz tatmaya hazır olmayan hayat tatlarını çoktan hissetmeye başlamıştır. İnsanları anlamanın ne kadar önemli bir olay olduğunu hepimiz savunurken Rose'un penceresinden olaylara bakmak hiç de o kadar kolay olmayacak. Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü sadece Rose'un hikayesi ile de kısıtlı kalmıyor. Annesi, babası, abisi derken tüm çevresini daha yakından tatma ve anlama fırsatı da doğmuş oluyor kahramanımıza. 
    Kitap, adından da anlaşıldığı üzere , sıradışı bir kitap. Yemek yaparken enerjinizi bir sihir gibi aktardığınıza inanıyorsanız bu kitap sizi daha da saracak. Kitabın yazarı Aimee Bender. Yazar, Los Angeles'ta yaşıyor ve South California Üniversitesi'nde Yaratıcı Yazarlık dersleri veriyor. Kitabın her cümlesi ustalıkla hazırlanmış. Karakter tahlillerinde okuduğunuz karaktere bir anda bürünebilmeyi de yazarın yazma tadının olağanüstülüğüne bağlıyorum. Can Yayınlarından kitapseverlere ulaşan kitabı okuduktan sonra siz de mutfağa girerken bir kez daha düşüneceksiniz, eminim.
Sanki sandviçin kendisi bana bağırıyordu; Beni sevin, beni sevin, diye basbayağı yüksek sesle bağırıyordu. Tezgâhtaki adam beni dikkatle süzüyordu.
Hımm, dedim.
Kız arkadaşım yaptı, dedi adam.
George, Sandviçleri kız arkadaşınız mı hazırlıyor? diye sordu.
Adam, Hoşuna gidiyor, dedi.
Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sandviçi bıraktım.
Ne var? dedi adam.
Sandviç, sizden onu sevmenizi istiyor, dedim.”


3 Mart 2013 Pazar

RUHLARI MELODİYE KATAN ADAM

 
    Takvimler 2005 senesini gösterdiği zamanlardı. Evimde iki kişiyiz Orhun ve Ben. Orhun yeni doğmuş, ben daha yeni yeni anneliğe alışıyorum. Evimizin babası uzakta çok uzakta. Kars'ta. O sıralar Asker çünkü. Evde mutlu bebek kokusuna acı bir yalnızlık kokusu eşlik ediyor.  Bir sabah, kahvaltı etme telaşında olan bir anne olarak ben donup kalıyorum. Televizyondan bir ses takılıyor kulaklarıma. Sadece kulaklarıma değil, anılarıma, hayallerime, yaşadıklarıma. 

      Kalın davudi sesli adam, çok bilinen ve de sevilen bir şarkıyı gizli kalmış kasveti ile okuyor.
Bu sabah yalnız uyandım... Sensiz olmaz, sensiz olmaz Tanıdık kokular yok Sensiz olmaz. Kahvaltım anlamsızdı.Sensiz olmaz, sensiz olmaz. İlk sigaram bile tatsızdı Sensiz olmaz... diyordu adam.
     Sahibinin sesinden defalarca duyduğum bu şarkı o an nasıl da beni bana anlatmıştı. Üzülmekten de öte beni bana anlatırken, o ses kulaklarıma mıhlanmıştı. 
      Kocaman bir adamdı söyleyen kocaman sesi ve kocaman yüreğiyle ruhları melodiye katan  bir adamdı. O Müslüm Gürses'ti. Sonrasında hep göz ve kalp ucuyla takip ettiğim Müslüm Baba'ydı.   Şimdi takvimler 2013 senesini gösteriyor. Şubat' ın 3'ündeyiz.
        Ve Müslüm Gürses diyor ya hani Melamet Hırkasında; 'Kah çıkarım gökyüzüne seyreylerim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreyler alem beni' . 
       Evet, O şimdi  gerçekten gökyüzünde...