31 Ağustos 2012 Cuma

EYLÜL'DE ELELE


    Aylık bağımlılığım Elele dergisini hayattan arta kalan mola anlarında karıştırmayı çok seviyorum. Kahvem, çikolatam ve dergim. Muhteşem bir üçleme. Hele bu ay sevdiğim isimlere de rastlayınca hemen paylaşmak istedim bu mutluluk anlarını. Kapak güzeli, Suskunlar'dan Aslı Enver. Ben Kavak Yelleri'nden bu yana takibindeyim kendisinin. Birbirinden özel kareleri de bu ay Elele'de bulabilirsiniz. Ayşe Arman'ın konuğu ise Bay J. 10 parmağında 10 marifet , muhteşem tonlama ve vurgulama Bay J ile daha yakından tanıştık az önce. Kürşat Başar, Pucca, Yonca Tokbaş'ın köşeleri de yine kaçırılacak gibi değil. Bu ay Elele'yi kaçırmayın derim.

   Milliyet Çocuk'la başlayan dergi serüvenim ne duraklara uğramadı ki yıllardır. Hey Girl, Blue Jean, LeMan, Cosmopolitan, Marie Claire,National Geographic,  Bebeğim ve Ben derken Elele vazgeçilmezlerimden bu ara.
   Neyse fazla tutmayayım ben sizi.  Kısa molalarınız şen olsun..
    

 

SÜPER PEMBE


Facebook sayfamız yenilendi. Süper Pembe ile karşınızda. Paylaşımlarınıza kapımız her zaman açıktır. Sevgiler..
http://www.facebook.com/SuperPembe

30 Ağustos 2012 Perşembe

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN


Büyük zaferin ardından 90 yıl geçti. Bu 90 yıl içinde milletimiz nice zorluklara göğüs gerdi, hala da germektedir. Vatan uğruna kanından canından olan tüm şehitlerimizi de saygıyla anıyoruz. Ve bize bu hür vatanı armağan eden Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını da minnettarlıkla anıyoruz.
Bu topraklarda yaşayan insanlar için dil, din, ırk farkı gözetmeksizin atalarımız nice emekler verdi. Birlik ve beraberliğimizden ne olursunuz ödün vermeyelim.
Güzel ülkemin , güzel insanları hepimizin bayramı kutlu olsun..



KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI

SEKİZİNCİ BAP
26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLAR
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR
ve
İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E
BAKAN NEFER

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın,
daha küçük kaldığı için
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
evimize, aşkımıza ve kendimize dair
sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık-tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Küzeydoğuda Güzelim-dağları
ve dağlarda tek
tek
ateşler yanıyor.
Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var :
Akarçay belki bir akar su,
belki bir ırmak,
belki küçücük bir nehirdir.
Akarçay Dereboğazı'nda değirmenleri çevirip
ve kılçıksız yılan balıklarıyla
Yedişehitler kayasının gölgesine girip
çıkar.
Ve kocaman çiçekleri eflâtun
kırmızı
beyaz
ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
haşhaşların arasından akar.
Ve Afyon önünde
Altıgözler Köprüsü'nün altından
gündoğuya dönerek
ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
Büyükçobanlar Köyü'nü solda
ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp
gider.

Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
Kim bilir onlar ne kadar büyük,
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu,
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlik'ten evvel
Selimşahlar Çiftliği'nde ırgatlık ederken Manisa'da
geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.


Nazım Hikmet

28 Ağustos 2012 Salı

KAÇ YAŞINDA MIYIM?


       Geçenlerde oğlum yaşımı sordu. Aslında ne basit bir sorudur. Cevabı 365 günde bir değişse de kanınızın çekilmesine sebep olacak bir soru hiç değildir. Önce oğluma baktım, ne kadar minik diye içimden geçirdim. Sonra eskittiğim yıllara baktım, durum pek de iç açıcı değil. Hele  yaklaşık 3 ay sonra Dante gibi yolun yarısında olacağımı da hesaba katınca yaşımdan hiç de memnun olmadığımı fark ettim. 
    Evet, tam 34 yaşındayım. Halbuki ben Neverland'li küçük bir kız değil miydim? Benim geçtiğim yollarda apartmanlar, otomobiller, gri bulutlar olmazdı. Onun yerine şatolar, tek boynuzlu atlar, uçuşan minik periler vardı. Canımı sıkıp beni üzenler ise kötü kalpli cadıydı ya da hain büyücü. Ben şövalye mızrağımı kuşanıp, Pegasus'a atlayıp hepsinin hakkından gelmiyor muydum?  Ne zaman eskidim ben bu kadar. Hala dünyadaki her imge benim için bir masalın sayfası. Ruh ve beden uyuşmazlığı mı yaşıyorum yoksa acınası bir şekilde kendimi mi avutuyorum? Bilmem , cevap veremiyorum. 
     Çocuk gibi oyun oynamayı, elma şekeri yemeyi, bisiklet sürmeyi, kumlara bulanmayı ,terliyken soğuk su içmeyi ,  kelebek peşinde koşmayı hala çok seviyorum. Bu 34'lük koca bebek sanırım bazen komik görünüyor olabilir. Ben bunu önemsemeli miyim peki? ...
     Hiç zannetmiyorum. Sağlığım el verdikçe, hele iki tane de küçük arkadaşım oldukça; kusura bakmasın kimse bu masal kitabına daha çok sayfalar eklenecek sağlık oldukça. 

27 Ağustos 2012 Pazartesi

GÜLBEN'İN SAÇLARI BENCE BUDUR


Bu kışın saç modası şimdiden belli olmuşa benziyor. Gülben Ergen İnstagram'da son paylaştığı kareler ilk bakışta şaşırtsa da gayet hoş görünüyor bana göre. Kısa saçları ile çok daha genç ve alımlı görünen Gülben'e bu tarz bence çok yakışıyor. Hele Dadı dizisi zamanında da epey moda olmuştu kısa bukleli saçlar. Evdeki erkek nüfus çoğunluğuyla baş etmeye çalışırken insan tercihini rahatlıktan yana kullanıyor haliyle. Bilirim, çünkü geçenlerde ben de canım saçlarına kıyıp, irice bir erkek çocuğu görünümüne kavuşan bir anneyim. Neyse yaşasın kısa saç, yaşasın özgürlük:))




26 Ağustos 2012 Pazar

Korkuyor


İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

William Shakespeare


25 Ağustos 2012 Cumartesi

MOTİFLEDİM SONUNDA BİTİRDİM


   Yaptığı her işi yarım bırakan, çabuk sıkılan, biraz da dağınık çalışan ben sonunda bir projeyi bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum. 4 aylık zaman zarfında ne becerikli insanlar ne işler bitirmiştir ama bu benim için cidden büyük bir adım. Hele onlarca motifi saklamak, sıralamak, organize etmek ne zor işmiş meğersem.
     Örgü , gerçekten rahatlatıcı bir faaliyet ama belli süre sonra strese giriyor insan. Ya bitiremezsem, birleştiremezsem, beğenmezsem gibi sıkıntılara kapılıyor insan. Ve derken günlük dertlerini unutup yeni dertler ediniyorsunuz.
      Aylardır internette gördüğüm cıvıl cıvıl battaniyelerden bizim evde de var şimdi. Ve sahibi de hemen belli oldu. Orhun olaya el koymuştur. Yazın pek kullanamayacağı aşikar ama sıkı sıkı sarılıp poz vermekten de geri kalmadı. Ben de eser sahibi olarak gidip gelip bakıyorum battaniyemize. Evet, abarttığımın farkındayım. Ne yapalım, bugün de böyle olsun bakalım:)
    Cıvıl cıvıl hafta sonları  dilerim:)




22 Ağustos 2012 Çarşamba

THE NEWSROOM


      Sonbahar'ın yaklaşmasıyla televizyon kanalları da yaz uykusundan uyanmaya başladı. İlk büyük adım, CNBC-E'den Newsroom ile geliyor. Tanıtımları yayınlandığı andan itibaren şimdiden izleyici kitleyisini garantileyen dizi Oscar'lı senarist Aaron Sorkin'in kaleminden çıkıyor. Gerçek olayların üzerinden işlenen dizde haberciliğin etik kuralları da mercek altına alınıyor.

Jeff Daniels

      Konusuna gelince, Will McAwoy , en popüler ve en çok kazanan ana haber sunucularındandır. Ancak tarafını asla belli etmemesiyle de ünlüdür. Derken bir gün kameralar önünde büyük bir patlama yaşar ve hayatı bundan sonra değişir.
 Emily Mortimer -  Jeff Daniels
    Habercilik , kimin için ? Reklam verenler mi ,  halk için mi? Yıllardır tartışılan daha da çok tartışılacak olan bu sorunun cevabını halktan yana kullanıyor Newsroom. Ayrıca gençlere şans vermenin de altının sıklıkla çizen dizi , her anlamda farklıları gözler önüne cesurca seriyor.
John Gallagher Jr

    Oyuncu kadrosu da ilgi çekici ve tanıdık. . Bu zamana kadar daha  munis rollerde görmeye alışık olduğumuz Daniels, izleyiciyi oldukça şaşırtıyor. Emily Mortimer, John Gallagher Jr. , güzeller güzeli  Olivia Munn , Alison Pill ve Sam Waterston dizinin lokomotif karakterlerinden. Bu arada dizinin Jane Fonda sürprizini de unutmamak gerekir.
Olivia Munn
 Diziyle ilgili bir uyarı; konuşma hızı çok yüksek bir tempoda geçiyor. Yani izlerken başka bir işe uğraşmanızın imkanı yok. Senarist bilhassa bu konuya dikkat etmiş. Bu da izlerken gerçeklik algısını arttırıyor haliyle.Benden size tavsiye,  16 Eylül Pazar  22.00'de şimdiden yerinizi hazırlayın.


21 Ağustos 2012 Salı

IZGARA TROPİK YAZ SALATASI



             Bu iştah açıcı görüntüyü paylaşmamak olur mu hiç? Bayram sonrası ağırlaşan bünyeleri hafifletecek hem de damak tadından feragat ettirmeyecek bir salata karşınızda. http://www.betterrecipes.com sitesinde rastladım bu nefis görüntüye. Hele güneşi anımsatan ananas dilimleri, yaratıcı reçeteler arayanlara hitap ediyor aslında. Nasıl mıymış bu salata, bakalım;

Malzemeler
1/2 orta ananas,  dilimler halinde kesilmiş özlü
kalın dilimler halinde kesilmiş 1 orta boy mango,
4 bardak salata yeşillikleri yırtılmış
1 su bardağı kiraz domates
1/3 su bardağı balsamik salata sosu
1/3 su bardağı fıstık (isteğe bağlı)
Ananas ve mangoyu orta hararetli ateşte 3 dk kadar tavada ızgara edip,  diğer malzemelerle buluşturabilirsiniz.


Tarifin kahramanı ızgara ananas, siz de bu çılgın salataya istediğinizi katın, çıkarın. Mesela ben ceviz eklemeyi düşünüyorum.Balsamik sos yerine de limon suyu ve nar ekşisi tercih edebilirim.  Hatta biraz da tuzsuz badem. Bayram sonrası için hem besleyici, hem hafifletici...

18 Ağustos 2012 Cumartesi

ŞEKER BAYRAMLARIMIZ OLSUN


Erkek çocuk annelerinin pek de yabancı olmadığı bir kare bu , öyle değil mi? Küçümen Spider-Super adamlar hele yazın sıcağında sıklıkla benzer kostümlerle karşımıza çıkar , ta taaaam diye de hava atarlar anne babalarına. Afacan erkeklere karşı da kız çocuklarının masum bakışlarına kapılmamak elde değil tabii ki. 

Bu şeker görüntülerin ardından ,  Şeker Bayramınızı kutlar, küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öperim. Adına layık şeker bayramlarımız olsun...

17 Ağustos 2012 Cuma

EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRMESİN

     Yaz aylarının vaz geçilmez rituellerinden biri de düğünler, nikahlardır. Yazın sık sık görürüz, fotoğraf stüdyosundan çıkan mahcup gelin ve damat manzaraları. Gelinlikler ,kına geceleri, davetiyeler, organizasyoncular derken mutlu çift kendini hummalı bir maratonun içinde bulur. Derken, onlar ermiş muradına...

       Evlenmek, ruh eşini bulmaktır çoğu insana göre. Zor günlerde yaslanılacak omuzdur, birlikte  yaşlanmak istediğin insandır. Kafaların üstünde pembe kalplerin uçuştuğu günlerde bazı sesler vardır, derinden gelir, karşı tarafa hiç hissettirilmez.  
    
     Karşımızdakini değiştirme gayretidir bu hin fikir. Çoğu kadın ve erkek evlenirken sevdiğini değiştirme ihtimalini de çeyizine koyar. Dağınık mı, annesine mi düşkün, alış veriş delisi mi, asabi mi? Tüm bunları bir anda evlendikten sonra değiştirme seansları başlar sonrasında. İşte bu yüzden de bir çok pembe yuvayı koyu bir sis perdesi kaplar. Evlilik öncesi hoş görülen davranışlar, nikah memuruyla karşılaştıktan sonra kavga sebebi olur bir anda. Nikah memurunun suçu yok aslında. Suç, kanal değiştirir gibi huy değiştirmeye çalışanlarda.

     Karşımızdakini olduğu gibi sevmek ne güzel bir duygudur. Hele olduğunuz gibi sevilmek daha da beyaz daha da başka bir duygudur.  Evlilik öncesi kadın ve erkek açıkça konuşup, kendilerini doğru ifade ettiklerinde daha sağlam bir yuvaya adım atmış olurlar aslında.     
Evlilik aşkı   çiftlerin değiştirme gayreti ile işte böyle  öldürür.  
      Yani, ben seni değiştirebilme ihtimalini sevdim diyorsanız, şimdiden eşinize  kolay gelsin...

14 Ağustos 2012 Salı

MİNİ MİNİ BİRLER

  Kocaman bir yaz mevsimini daha geride bırakmak üzereyiz. Sonbaharın gelmesiyle özellikle 1. sınıfa çocukları başlayacak aileleri de tatlı bir telaş sarar. Bu sene her zamankinden farklı olarak daha fazla sayıda anne baba bu telaşın içine girmiş durumda. Malum, 66 aydan sonra çocuklar zorunlu eğitime tabii oldu artık . Ayrıntılı bilgi için  https://e-okul.meb.gov.tr/Dokumanlar/EKAYIT_SSS.pdf ziyaret edebilirsiniz.   Ancak çocuğun gelişim özellikleri göze alınıp Çocuk Hastalıkları Uzmanı kararı ile 1 yıl sonrasına da okula başlama ertelenebilecek. İşte Bakanlığın konuyla ilgili beyanı:  

''Bakanlığımızca yapılan değerlendirmede, ilkokul için bedeni veya zihni gelişimi yeterli olmadığı düşünülen 66 ay ve üzeri çocuklara verilecek tıbbi tanılı raporun, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları tarafından düzenlenmesi uygun görülmüştür. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları yapacakları muayene ve değerlendirme neticesinde rapor düzenleyecektir. Ancak ihtiyaç duyulması halinde, gerekli tetkikler ve konsültasyonlar yapılmak suretiyle ilgili hekim tarafından tek hekim raporu tamamlanacaktır. Bu rapor, kamu ve üniversiteye bağlı sağlık kurumlarında görev yapan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları tarafından düzenlenebilecektir.''
      Bu sene en yoğun ve soru işareti bol eğitim yılı olacak şüphesiz ki. Bakanlık, sınıfları oluştururken çocukların yaşlarına göre gruplandırma yapılacağını da belirtti. Yani 8 yaşındaki çocuk ile 5,5 yaşındaki çocuk aynı sınıfta olmayacak. Ama okullardaki dersliklerin yetersizliği göze alındığında bu çözüme ulaşılabilinecek mi çok merak ediyorum. Okul yöneticilerinin, öğretmenlerin , anne babaların ama en çok da çocuklar için zorlu bir eğitim yılı başlıyor.  

Tüm bu değişiklikler bir yana , 1. sınıfa başlarken anne babaların dikkat etmesi gereken bazı noktalara da değinmezsek olmaz;
  • Okulla ilgili gerçekçi bilgilerle şimdiden hazırlanmaya başlanmalıdır. Okulun çok eğlenceli, lunapark tadında bir cennet olduğu yönünde boş hayaller yaratılmamalıdır. Bir çok ebeveyn okula hazırlık sürecinde çocukları boş hayallere sevk etmektedir. Yaşına uygun etkinlikler yapacağı, kuralların olduğu , zamanı geldiğinde oyun da oynayabilecekleri bir yer olduğu aktarılabilir. 
  • Okul çağına geldiği halde hala yalnız yatamayan çocuklar ciddi anlamda okul fobisiyle karşı karşıya kalabiliyor. Çocukların kendi odalarında ve yataklarında yatmaları, kişilik gelişiminin en önemli virajlarındandır. Anne babalar  okulların açılmasına az bir zaman kala varsa bu durumun üstesinden gelmelidir.
  • Çocuk okula daha başlamadan kıyaslanmaya başlanır çoğu evde. Çevreden örnekler verilir. Çok çalışması, çok okuması , çok araştırması yönünde anne baba telkinlerde bulunur. Çocuklara verilen nasihatler her zaman geri teper halbuki , bunu unutmayalım. . Çocuklarda başarı kaygısını şimdiden yüklenmesi de okul fobisini tetikler. Ne mi yapalım? Örnek olalım, okuyalım, araştıralım.
  • Evde oyun hamurlarıyla daha fazla etkinlik yapılabilir. Yaşına uygun makasla kesme çalışmaları da el kaslarını  geliştirmeye yardımcıdır. Başaramadığında anne babalar endişelenip, baskı yapmamalıdır. Zamanı geldiğinde çocuğunuz elinden gelenin en iyisini yapacaktır.
  • Uyku düzenine dikkat edilmelidir. Erken yatıp erken kalkması hem gelişimi hem de okul başarısı için en önemli noktalardandır.
Anne babaların bu zorlu süreçte çocuklarına destekleyici bir tutum sergilemesi aslında en önemli şartlardan biridir. Çocuklar bizlerdeki stresi, endişeyi, korkuyu hemen sezinler ve davranışlarıyla da sergiler. Şimdiden tüm mini mini birlere kolaylıklar ve başarılar dilerim. Sevgiyle....


12 Ağustos 2012 Pazar

LONDRA 2012'YE VEDA EDERKEN

    Londra 2012 Olimpiyatlarında sona geldik. Türkiye'miz adına yarışan tüm sporcularımıza bu heyecanı yaşattıkları için çok teşekkür ederiz. Ancak  bize madalyaya uzanan yarışmacılarımız hepimizin göğsünü kabarttı. 2 altın madalyayı Aslı Çakır Alptekin ve Servet Tazegül getirdi. Gümüş madalyayı  Gamze Bulut ve Nur Tatar  kazanırken Bronzda ise Rıza Kayaalp yüzümüzü güldürdü. Olimpiyatların Türkiye karnesine gelecek olursak; beklediğimiz bazı başarılara sahip olamadık. Finale çıkamayan sporcuların ortak beyanı ,üzerilerinde baskı olması yönündeydi. Elbette kolay değil derece kazanmak ama başarısızlıklar karşısında mazeret üretmek bana göre profesyonelce değil. Bu arada sporculardan beklenen  madalya kazanmaktan öte, kendilerini geçebilmeleriydi. Örneğin , finale çıkmayı başardı. Türkiye rekorunu kırdı ve 5. oldu. İşte aslında başarı da budur. Kendini geçebilmek, dikkat çekebilmek. Kendini zorlayan, canla başla yarışan tüm sporcularımızı sevgiyle kucaklıyoruz. Voleybol ve basketbol da kızlarımız canla başla mücadele ettiler bu arada. 
     Neden yıllardır Türkiye Olimpiyatlarda geri planda kalıyor?Sporcularımız Avrupa'da başarı kazanırken neden Olimpiyatlarda tutuk kalıyor? Sebebini eğitim sisteminde aramak gerek elbetteki. Keşke Olimpiyat  oyunlarına Spor Bakanı Suat Kılıç ile birlikte Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de gitseydi. Sporcu olmak , küçük yaşlarda verilen bir karardır. Okul sıralarında hatta okul öncesinde emek verilmeye başlanılır ve Dünya'nın gözü önünde kürsüde emekler toplanır. Vah ,tüh, yazık, neden kaçırdık demekten artık bıktık. Okullarda beden eğitimi dersleri için ayrılan sürenin arttırılması şart. Bunun yanında yeterli malzemelerin temin edilmesi, okulların spor salonlarının olması da gerekli. Ama sürekli eğitim sistemimiz bukalemun özelliği gösterdiğinden detay görülen spor ve sanat alanları lüzumsuz görülüyor. Lütfen, spor liselerinin sayıları arttırılsın. Her  mahallede bir spor salonu açılması şart. Çocuklarımız sporla uğraştığında hem disiplinli olmayı hem de sağlıklı yaşamayı, zararlı maddelerden uzak kalmayı öğrenecektir. 
      Neyse umarım olumlu gelişmeler olur ve paylaşmaya devam ederiz.
     Son olarak, atletizmi Türkiye'ye sevdiren, ilk göz ağrımız Süreyya Ayhan'a da selam olsun. Emekleri için şampiyonlara ilham verdiği için.... 



We are the champions


Phelps, çocukken yaşadığı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu sebebiyle yüzmeye yönlendirilmiş.




















Oscar Pistorius, bacakları olmayan en hızlı şey olarak anılıyor. Azmin ve çalışmanın karşılığı bana göre.





Olimpiyat'ın yıldızı Bolt oldu tabii ki. Rüzgar adam başarılarıyla yine hiç şaşırtmadı.